TÜRKİYE-ÇİN İLİŞKİLERİNDE KUŞAK-YOL
PROJESİNİN ÖNEMİ VE TÜRK DÜNYASI’NIN YERİ
Türkiye Enerji Stratejileri ve
Politikaları Araştırma Merkezi (TESPAM),
06530 Ankara, Türkiye;
nesatgundogdu@tespam.org
ORCID: 0000-0003-1322-3302
ABSTRACT
Keywords: Çin, Kuşak Yol Girişimi,
Türkiye-Çin İlişkileri, Doğu Türkistan, Türk Dünyası
ÖZ
Soğuk
Savaş’ın tek kutup tarafından kazanılması küreselleşme olgusunun tüm dünyaya
yayılması sonucunu beraberinde getirmiştir. Kapitalist üretim modelinin en ucuz
ve kaliteliyi talep etmesi alt yapısını tamamlayan Çin’in milenyumdan sonra artarak gelen yabancı yatırımlarla ekonomik olarak yükselişe geçmiştir. 2008 küresel krizi sonrasında
ekonomik olarak ayrışan ve yeni bir kutup haline gelen Çin, artan gücünü
teminat altına alabilmek amacıyla Kuşak Yol Projesini hayata geçirmiştir.
Çevresindeki ülkelerle birlikte ABD’nin etki alanından uzakta kalan Orta
Asya’yı Orta Koridor olarak adlandırarak yatırımlara başlayan Çin’in bu
politikasının hayata geçmesi Türk Cumhuriyetleri’nin tutumuna bağlıdır. Çin’in
bölgeye duyduğu ilgiyi Rusya’dan bir kaçış olarak gören bölge ülkeleri
arzuladıkları kalkınmayı da Çin üzerinden sağlamak isterken Türk dünyasının
kenetlenmesine neden olacak ekonomik birlikteliğin getireceği alt yapının
oluşması tam bir kazan kazan politikasını beraberinde getirmektedir.
Türkiye’nin bu konumu Gürcistan’ın Anaklia Limanı Projesi, Yunanistan’ın Pire
Limanı Projesi ve İsrail Med-Red Trenyolu Projesi ile tehdit edilmektedir. Bu
projelerin hayata geçmesi Türkiye’nin Doğu Türkistan konusundaki tutumunu
direkt olarak etkileyecektir.
GİRİŞ
Çin
Devlet Başkanı Şi Cinping’in (Xi Jinping) 2013 yılı sonunda kamuoyuna duyurduğu
Kuşak Yol Girişimi ile Pekin yönetimi; Çin’in Asya, Avrupa ve Afrika
açılımlarını resmen başlatmıştır. Böyle bir Girişim’i başlatmanın arkasında yatan
gerçek sebebin Çin’in milenyum ile birlikte yakaladığı ekonomik yükselişi
koruma arzusu olduğu konusunda kimsenin bir şüphesi yoktur. Ucuz iş gücü ve
düşük kur politikasının yanında benzer özellikteki diğer devletlerden alt yapı
ve yönetim tarzıyla ayrışan Çin, daha fazla kâr hırsıyla maliyetleri düşürmek
isteyen çok uluslu şirketlerin yatırım rotası haline gelmiştir.
Artan
sermaye girişi ile gelen zenginlik ve teknoloji transferi, Çin iç pazarının
canlanmasını sağlamıştır. Nüfusunun çokluğu nedeniyle yüzyıllar boyunca kendi
sınırlarının dışıyla ilgilenmeyen Çin, ilk kez kendine yeten durumu da aşarak
başka coğrafyalara yatırım yapar hâle gelmesi buna bağlı olarak gelişen
değişkenlerle hedeflerini de revize etmesi durumunu ortaya çıkarmıştır.
Mao
sonrasında ekonomide kısmi kapitalizmi benimseyen, yönetimde ise hâlâ Tek Partili
Komünist Sistemi devam ettiren Çin, uluslararası ilişkilerde sergilediği güç
yaklaşımıyla birlikte hedef yükseltmesi tarihi tercihlerinin çok ötesinde
politikalar belirlenmesini zorunlu kılmıştır.
ABD’nin
birgün Çin’i kendisine rakip olabilecek bir devlet olarak görmeyerek tedbir
almaması, Çin’in bu yükselişini hızlandıran en büyük neden olmuştur. Bugün için
küresel ticaretin devamlılığını temin etmek bir yanda ABD’nin tüketimine olan bağımlılığını
karşılamak başka bir yanda dururken Dünya’nın Çin’in ucuz üretimine olan
bağımlılığı başka bir denge oluşturmaktadır.
Çin’in
Wuhan şehrinden çıkarak tüm dünyaya yayılan korona virüs pandemisi ise bir
süredir dengede duran bu durumu açıkça tersine çevirecek bir tablo ortaya
koymuştur. Pandemi nedeniyle tüketimi düşen devletlere mal satamayan Çin,
zenginliğini artıracak ve iç pazarını güçlendirecek yaklaşımları öne çıkarmayı
gündemine almaktadır. Dijital para ve kripto para konusunda yapılan öncü
çalışmalar ile Asya Serbest Ticaret Anlaşması (RCEP) açılımları yakın zamandaki
örnekler arasında yer almaktadır.
Pandeminin
bitişi ile tekrar eski düzene dönüleceği beklentisi üretim için ciddi bir emtia
açlığı çeken Çin’in, seri üretim ve ucuz iş gücünü kullanarak tüm dünyaya
sağladığı ucuz mallar ile yürüttüğü düzeni devam ettireceğini göstermektedir. Kuşak
Yol Girişimi ile artık bu üretim gücüyle elde ettiği zenginliği devam ettirmek
ve yakın coğrafyasındaki ülkelerle bu üretimi paylaşarak kendi çevresinde bir
ekosistem meydana getirmek istediği anlaşılmaktadır. Özellikle Çinhindi’nde
birçok proje başlatan Çin, Batılı devletlerle olan ilişkisini devam ettirme
arzusundan bir şey kaybetmemiş ve Kuşak Yol Girişimi ile büyük oranda
Türkiye’nin de içinde bulunduğu Orta Koridora önemli bir misyon atfetmiştir.
Çin’in
insan hakları ve demokrasi noktasında bir ilerleyiş göstermemesine rağmen dünyayı
bağımlı hâle getirdiği ucuz malların Çin’e sağladığı zenginlik, Çin halkına refah
olarak yansımaktan ziyade Çin yönetiminin planlı ekonomisine kaynak
oluşturmuştur. Bu kaynakları kullanan Çin, hızlı kentleşme ve kendi kendine
yeten sürdürülebilir bir ekonomi oluşturma refleksiyle birçok hayalet şehir
inşa etmiştir.
Sürdürülebilir
bir kent ekonomisi oluşturmanın bina yapmaktan fazla bir gayret gerektirdiğini
gören Çin, bu hikâyede istediği başarıyı elde edemeyeceğini anlayınca emtia ve
enerji bağımlılığını giderecek yatırımlara ağırlık vermeye başlamıştır.
Çin,
küreselleşmenin getirdiği kalkınmayı yine küreselleşmeye sarılarak
sürdürebileceğini kısa zamanda görmüş ve liberal değerleri umursamayan bir
yönetime sahip olmasına rağmen liberal sistemin savunucusu hâline geldiği
ilginç bir durumla karşı karşıya kalmıştır.
Çin’in
yönetim sisteminde yakın zamanda bir dönüşüm beklenmese de küresel ölçekte
etkinliği artan Çinli firmaların bazı yöneticilerinin artık Çin yönetiminin
uyum sağlamayan politikalarını eleştirmeye başlaması ekonominin siyaset
üzerindeki etkisini göstermesi yönünden ekonomi politik yaklaşımın bir tezahürü
olmaktadır.
Bu
çalışmada Çin’in küresel piyasalara erişimini temin edecek “Bir Kuşak, Bir Yol”
ismiyle hayata geçen ama daha sonrasında “Kuşak Yol Girişimi” tanımına dönüşen
Tarihi İpek Yolu’nun yeniden canlandırılmasıyla ilgili oluşturulan
politikaların Türkiye-Çin ekonomik ilişkilerindeki yerine odaklanılacak, fırsatlar
ve riskler ele alınacaktır.
1.Çin Açısından Kuşak - Yol Projesinin Önemi
1978
yılında uygulamaya konulan “Reform ve Dışa açılım” politikaları sayesinde
dünyanın gözünü tekrar Asya’ya çevirmeye başlamasıyla yükselişe geçen Çin,
günümüze kadar olan bu süreçte ekonomi alanında performansını giderek artırarak
bugünlere kadar gelmiştir. Doğrudan yabancı yatırım ile düşük iş gücü
maliyetlerini korumayı ana politika haline getiren Çin bu yolla yatırım odaklı
bir ekonomiye sahip olmaktadır. Bu politika Çin’i dünyanın en büyük ikinci
ekonomisi haline getirmeşi başarmıştır. Hiç şüphesiz gerçekleştirilen ekonomik
gelişme, halkın refah düzeylerine de olumlu anlamda etki etmiştir.
2010
yılında yapılan bir araştırmaya göre Çinlilerin yüzde 77'si beş yıl öncesine
kıyasla finansal olarak daha iyi durumda olduklarına inanmakta ve yüzde 96'sı
yaşam standartlarının ebeveynlerine göre daha iyi olduğunu düşünmektedir. Bu
ekonomik gelişmişlik ve refah düzeyini sürdürerek daha da geliştirmek isteyen
Çin, yeni projeleri hayata geçirmiştir. Bu yatırım politikası sonrasında Çin’in
yıllara göre GSYH’ndeki değişim açıkça görülmektedir
Grafik 1. Çin
GSYİH (Dünya Bankası 2009 - 2018)
Kaynak:
Çin
Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Şi Cinping`in 2013 yılının sonbaharındaki
Kazakistan ve Endonezya gezisi esnasında açıkladığı “Bir Kuşak Bir Yol Girişimi”nin
temeli 2012 yılında 18.si gerçekleştirilen Çin Komünist Partisi Ulusal
Kongresi’nde alınan “Çin’in ekonomik ve siyasi temelli esaslı bir çevre politikası
oluşturması kararları” ile hayata geçirilmiştir.
Çin,
İpek Yolu`nun kendisiyle olan tarihsel bağlarından beslenerek ekonomik
gelişmesinin önündeki durgunluk endişesini ortadan kaldırabileceğini düşünmektedir.
Dışa açılma fikri ile ekonomik büyümesini devam ettireceğini inanan Çin, küreselleşme
stratejisini uygulayarak ve kültürel etkileşim ile “öteki” olma hâlinden sıyrılacağını
düşünerek çok kapsamlı bir kazan kazan girişimi planlamıştır. Farklı ekonomileri
kendisine entegre ederek Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Rusya tarafından
çevrelenme tehdidinden uzaklaşmanın Çin’in ekonomik hedeflerinde stratejik bir
yer tuttuğunu söylemek yerinde olacaktır.
2013
yılından bu yana katılımın devam ettiği girişimde katılımcı ülke sayısı 100`ü geçerken
Girişim’in şu anki etkinlik alanı dünya nüfusunun yarısına ve ticaretin büyük bölümünü
ilgilendiren bir boyuta ulaşmış durumdadır. Girişim, geniş bir perspektif üzerinden
hem Çin hem Türkiye hem de diğer katılımcı ülkeler açısından birçok avantajlar
ve dezavantajlar sağlamaktadır
Harita 1. Kuşak
Yol Girişimi’ne Katılan Ülkeler
Kaynak:
Çin-Pakistan
Ekonomik koridoru, Yeni Avrasya Kara Köprüsü Ekonomik koridoru, Çin-Moğolistan-Rusya
Ekonomik koridoru, Çin-Orta Asya-Batı Asya Ekonomik koridoru, Çin-Çinhindi
Yarımadası Ekonomik koridoru ve Bangladeş-Çin-Hindistan-Myanmar Ekonomik
koridoru olmak üzere 6 koridor şeklinde kurulan Kuşak Yol Girişimi’nin Türkiye
ayağını ise Çin-Orta Asya-Batı Asya Ekonomik koridoru oluşturmaktadır. Bu
koridorun hayata geçmesi için 8 trilyon dolarlık bir yatırım yapılması
planlanmakta ve bu yatırımın da 40 milyar dolarının ulaşım alt yapısı için
kullanılması düşünülmektedir
Harita 2. Kuşak
Yol Girişimi’nin Kara ve Denizyolu Ağı
Kaynak:
Girişim
ayrıca Çin’i; Çin Denizi ve Hint Okyanusu üzerinden kuracağı deniz bağlantısı
ile Avrupa`ya, Güney Çin Denizi yolu ile Güney Pasifik Okyanusuna bağlayacaktır
Çin’in
bu girişimiyle amaçladıklarını analiz eden birden çok çalışma vardır. Çin,
güzergâh kollarını stratejik konumda yer alan ancak siyasi ve ekonomik açıdan
zayıf bir hâlde bulunan Kazakistan, Kırgızistan, Ermenistan, Azerbaycan gibi
eski Rus fraksiyonlarını öne almıştır. Çin, görece “güvenli” görünen Türk
devletlerinin bulunduğu koridorun yanında çatışma riski yüksek Pakistan,
Sri-Lanka gibi ülkeleri de güzergâha eklemiştir. Bu ülkeler için farklı bir
politika izleyen Çin, bu ülkeleri kendisine borçlandırarak Gwadar Limanı,
Sri-Lanka Limanı gibi önemli gördüğü bölgeleri kendi kontrolüne alacak bir
borçlandırma stratejisi ile hareket ederek ülkelerin ödeyemedikleri borçlara
karşı bu etki alanlarını kendi kontrolü altına almaktadır
Girişime
karşı Güney Kore, Japonya ve Hindistan’ın başını çektiği alternatif güzergâh
oluşturma arzusu Japonya ve Hindistan’ın “Asya-Afrika Kalkınma Koridoru
Projesi”ni geliştirmesine neden olmuştur.
ABD,
Japonya ve Çin arasında bir denge kurmaya çalışan Güney Kore ise Çin’in bu
yükselişi karşısında oluşturulan Avrasya Girişimi Projesi (EAI) ile Avrupa’ya
bağlantı kurulmasını hedeflemektedir. Birden çok kurulan denge ile oluşan “Asya
Paradoksu”na karşı güven temelli bir yaklaşım oluşturulmaya çalışılmaktadır.
Çin, 2018-2019 yılları arasındaki
dönemde Kuşak Yol Girişimi’nin küçük ve orta ölçekli projelerine odaklanacağı
“alt yapı hazırlık aşaması” olarak ilan ederken 2020-2022 arasındaki dönemi ise
“genişleme aşaması” olarak belirlemiştir
2030
yılına kadar limanların gelişimi için 2 trilyon dolar kaynak kullanmayı
planlayan Çin, demiryollarında da epey bir ilerleme kat etmiş durumdadır.
Harita 3. Kuşak Yol Girişimi’nin Demiryolu
Genişletme Planları
Kaynak:
https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-57455022
(Erişim
Tarihi: 15 Haziran 2021 15.12)
Azerbaycan’ın
30 yıldır Ermenistan işgali altında bulunan Karabağ’ı 44 günlük bir mücadele
sonrasında geri alması ve ardından gelen ateşkes anlaşmasında Azerbaycan’a bağlı
özerk bir yönetim olan Nahçıvan’a Ermenistan üzerinden ulaşacak bir koridora
Ermenistan’ın rıza göstermesi hâlâ gizemini koruyan bir olaydır.
Türkiye
Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Ermenistan’ın bu koridoru nasıl
kabul ettiğine dair yaptığı açıklamada “koridorun Ermenistan’ın da çıkarına”
olduğunu söylemesi Azerbaycan’ın Karabağ harekâtını başlatma sürecinde ve
Rusya’nın bu harekâta karşı tepkisizliğinde tüm bu sürecin arkasında birden çok
denge olduğu izlenimini doğurmaktadır
Azerbaycan-Ermenistan
çatışmaları sonrasında Türk askerinin varlık göstereceği iddiaları ile
koridorun yönetiminin Azerbaycan’da olacağı açıklamaları geride kalmış ve Rusya
koridor üzerinde tam hâkim konuma gelmiştir.
Bu
durum Rusya’nın, Çin’in yükselişini kendi kontrolü altında tutmak istediğini
göstermektedir. Bu durum ise Azerbaycan’ın Ermenistan’a karşı harekâtında Rusya’nın
sessiz kaldığı çıkarımını ulaştırmaktadır.
Çin`in
Kuşak Yol Girişimi ile birlikte Batı merkezli dünya düzenine karşı, merkezinde
kendisinin olduğu yeni bir siyasal, toplumsal, güvenlik sistemi ve en önemlisi
ekonomik sistem kurmaya çalışarak cevap verdiği söylenebilir. Çin’in elde
ettiği ekonomik gücü kaybetmek istememesinin bir diğer göstergesi de uzun
yıllardır masada olan Asya-Pasifik Ticaret Anlaşmasını sona getirecek iradeyi ortaya
koymasıdır.
Avrupa
ile Çin arasındaki ticaretin denizyolu üzerinden yürütüldüğü düşünülürse sadece
ekonomik getirisine bile bakıldığında Kuşak Yol Girişimi’nin riskli boğazlardan
geçişin getirdiği sigorta yükünden kurtarması bile başlı başına bir kazanç
olacaktır. Yol kısalacağı ve maliyet yükü düşeceği için Girişim’in Çin için ekonomik
faydalarının yüksek olduğunu söylemek işten bile değildir.
Böyle
büyük bir projeyi Çin Komünist Partisi’nin 100.kuruluş yıldönümü olan 2049
yılına kadar hayata geçirmek için kurulan İpek Yolu Fonu ile şu ana kadar
yapılan 6 trilyon dolarlık yatırım dikkat çekerken, dünya ekonomisinin yüzde
58’ini oluşturan G7 ülkelerinin Haziran 2021’deki zirvede aldığı 40 trilyon
dolarlık alt yapı yatırımı kararı tam bir ekonomik atom bombası olarak
nitelenmiştir
2.Türkiye Açısından Kuşak Yol Girişimi’nin Önemi
Türk
halkı ile Çinliler arasındaki ilişkiler binlerce yıllık bir tarihe uzanmasına
rağmen modern çağda Türkiye ile Çin arasındaki ilişkilerin gelişmesi ancak 21.yüzyılın
ortalarında mümkün olabilmiştir. İki kutuplu dünya sistemi, Çin ve Türkiye’nin
kabuklarını kırarak dünyaya açılmasına engel olmuştur. Blokların dağılması
sonrasında özgürlüğüne kavuşan ülkelerin artan ilişkileri 2000’lerin başından
itibaren Çin’in dünyaya temin ettiği ucuz mallardan Türkiye’nin de nasibini
almasına ve ticaret hacmini giderek yükseltmesine neden olmuştur.
Türkiye,
Çin ile oluşan dış ticaret farkını kapatmak için birçok projeyi hayata geçirmiş
olsa da teknik yetersizlikler ve mesafelerin uzaklığı bu ticaretin gelişmesi
için her zaman bir engel teşkil etmiştir.
Türkiye;
bu bağlamda ilişkileri geliştirecek bir dönüm noktası olarak gördüğü Kuşak Yol
Girişimi’ni, Orta Koridor Girişimi adı altında Çok Taraflı Uluslararası
Ulaştırma Politikası olarak tanıtmıştır. Türkiye, Orta Koridor’un bir parçası
olarak tanıtılırken Girişim’in demiryolu ve karayolu güzergâhlarını
barındırdığının altı çizilmiştir. Orta Koridor sayesinde Avrupa ve Asya
arasındaki ticaret yolu mevcut ticaret ağı olan Trans-Sibirya Demiryolu’na
kıyasla 2 bin km daha kısa, daha verimli ve ekonomik bir alternatif sunmaktadır
Kuşak
Yol Girişimi ile Çin’in olmazsa olmaz bir güzergâh olarak Türkiye’yi de girişime
dâhil etmesi yatırım ilişkilerinin seyrini değiştiren bir olay olmuştur. 2015
yılında Antalya`da “Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükûmeti
Arasında İpek Yolu Ekonomik Kuşağının, 21.Yüzyıl Denizdeki İpek Yolu’nun ve
Orta Koridor Girişimi’nin Uyumlaştırılmasına İlişkin Mutabakat Zaptı” imzalanarak
Kuşak Yol Girişimi’nin adım adım hayata geçirilmesi konusunda gösterilen irade,
kâğıda da dökülmüş ardından gelen büyük yatırımlarla Girişim’in bir paydaşının
da Türkiye olduğu gösterilmiştir.
Bu
zapta göre Türkiye ile Çin; politik eşgüdüm, kolaylaştırıcı bağlantılar, engelsiz
ticaret, mali bütünleşme, insandan insana bağlar konularında iş birliğini
taahhüt etmişlerdir. Çin ile gelişen ilişkiler turizm sektörüne de yansımış Türkiye`ye
gelen Çinli turist sayısı 2017 de 221 bin iken 2019`un Ocak-Kasım ayları
arasında bu sayı 403 bine ulaşmıştır
İki
ülke arasında karşılıklı iş birliğinin desteklendiği örneklerinden biri de 2005
yılında başlayan ve 2014 yılında tamamlanan Ankara-İstanbul hızlı tren
hattıdır. Bu tren hattının en önemli özelliklerinden biri Çin’in ilk denizaşırı
tren yolu projesi olmasıdır. Ankara-İstanbul tren hattının inşası için Çin’den
750 milyon dolarlık kredi finansmanı sağlanmıştır
Bu
projenin ardından Çin’in finansman sağladığı ya da direkt olarak birçok projede
yer aldığı birden fazla sektörü kapsayan bir yatırım dalgası başlamıştır.
Aşağıdaki tabloda yatırımların sektörlere göre dağılımı verilmiştir.
Tablo 1. Çin'in
Türkiye'deki Yatırımlarının Sektörel Dağılımı (2005 - 2018)
Kaynak:
Kuşak
Yol Girişimi’nin temelinde hızlı, ekonomik ve daha kısa yolların kullanılması
için alt yapı ve ulaşım yollarının güçlendirilmesi amacı yer almaktadır. Bu
çerçevede güzergâhın, Türkiye ortaklığında yoğunlukla transit yolların
geliştirilmesine dönük projeler ön plana çıkmaktadır. Bu projelerden en
önemlisi Bakü-Tiflis-Kars (BTK) Demiryolu’dur.
Türkiye’ye
220 milyon dolara mâl olan projenin toplam maliyeti ise 600 milyon dolar
tutarındadır. 76 kilometresi Türkiye topraklarından geçen BTK’nin 259
kilometresi Gürcistan’dan ve en uzun kısmı olan 503 kilometresi ise
Azerbaycan’dan geçmektedir. BTK kapsamında Türkiye’de 4 istasyon, 3 köprü ve 76
km demiryolu inşa edilmiştir. Bu proje sayesinde Türkiye ile Gürcistan arasındaki
sınır geçişi tünellerle sağlanabilir hâle getirilmiştir. Demiryolunun
bitmesiyle hattın ilk aşamasında yılda bir milyon insan ve 6.5 milyon ton yük
taşınması öngörülürken, 2034 yılına kadar bu sayıların üç katına çıkarak üç
milyon yolcu ve 17 milyon ton yüke ulaşılması beklenmektedir. Girişime ortak
olan ülkeler arasındaki ekonomik, kültürel ve sosyal bağların güçlenmesi, yeni
iş birliği platformlarının oluşturulması hedeflenirken bir yandan da Çin’in ihtiyaç
duyduğu enerji arz güvenliğinin sağlanması da hedeflenmektedir
BTK
ile Pekin’den Londra’ya veya Asya’dan Avrupa’ya kesintisiz demiryolu hattının temin
edilmesinin önemli ayaklarından birini oluşturan Türkiye, attığı bu adımlar ile
aynı zamanda yıllara bağlı olarak Çin ile olan ticaretinin de artmasını
sağlamıştır. Marmaray ile demiryolundaki eksik parça giderilirken Yavuz Sultan
Selim Köprüsü ve Kuzey Marmara Otoyolu ile de karayolu geçişi tamamlanmıştır. Artan
bu yatırım ve ticaret ilişkisi dış ticaret istatistiklerine de yansımıştır.
Tablo 2.
Türkiye'nin Çin ile Dış Ticareti 2007 - 2019 (Milyar Dolar)
Kaynak:
Çin’in
Türkiye’deki yatırımları genellikle enerji alanına yoğunlaşmıştır. Ancak Kuşak Yol
Girişimi’nin hayata geçmesinin ardından bu yatırımlar, giderek alt yapı ve
taşımacılık alanına doğru kaymaya başlamıştır. 2005-2018 yılları arasında Çin,
Türkiye’de yaklaşık 15 milyar dolar yatırım gerçekleştirmiştir. Diğer birçok
koridor ülkesinde olduğu gibi bu yatırımların büyük kısmı ulaşım, alt yapı ve
enerji üzerine yoğunlaşmıştır. Yatırımların yaklaşık 9 milyar doları enerji ve
2.3 milyar doları demiryolu alanında gerçekleşmiştir. Kuşak Yol görüşmelerinin
yoğunlaşmaya başladığı 2013 yılına kadar olan 8 yıllık dönemde gerçekleşen
yatırımlar toplam yatırımın yüzde 44’ünü oluştururken, Kuşak Yol Girişimi’nin hayata
geçtiği süreçte ise yatırımlar yoğunlaşmış ve toplam yatırımın yüzde 56’sı bu dönemde
gerçekleşmiştir. Girişim’in açıklanmasından bu yana beklendiği gibi Çin’in
ikili ticari yatırımları da artmaktadır. Özellikle Çin temelli ICBC ve Bank of
China bankalarının Türkiye pazarına katılmasıyla beraber iki ülke arasındaki
ekonomik ve ticari bağlar yoğunluk kazanmıştır. Bu sayede Türkiye’de ticaret
yapmaya başlayan firmaların da sayısı artmaktadır. Bu bağlamda Çin-Türkiye
ilişkilerinin Kuşak Yol Girişimi başladıktan sonra gelişme gösterdiğini
söylemek mümkündür.
Asya,
Avrupa ve Afrika kıtalarını denizyolu ve karayoluyla birbirine bağlamak isteyen
Çin, birçok ulusal ve uluslararası kurumu kullanarak büyük miktarlarda hibe ve
kredi vermektedir. Üç ülkeyi kapsayan ve vaka incelemesine dayanan bir çalışmada,
Kuşak Yol Girişimi’nin Azerbaycan, Kazakistan ve Türkiye için fırsatlar ve
avantajlar doğurabileceği değerlendirilirken her geçen gün Çin’e daha da artan
bir finansman bağımlılığını da beraberinde getireceği analizleri yapılmaktadır.
3.Kuşak Yol Girişimi’nin Türkiye’ye Getirdiği Tehditler ve
Riskler
Türkiye,
yaptığı yatırımlar ile Kuşak Yol Girişimi’nin içinde olma iradesini açıkça
göstermesine rağmen Türkiye’nin transit ülke olma hedefine direkt etkili bir
şekilde tehdit eden iki, dolaylı etki eden ise bir proje vardır. Bunlardan biri
Gürcistan’ın Anaklia Liman Projesi’dir.
Gürcistan bu proje ile Kuşak Yol Girişimi’nin önemli bir bileşeni olmayı
hedeflemektedir.
Harita 4. Anaklia
Limanı Olası Güzergâhları
Kaynak:
Anaklia
Limanı; Ermenistan, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan,
Kırgızistan ve Tacikistan olmak üzere denize çıkışı olmayan ülkeler için
ticaret yolları açarak Kafkasya ve Orta Asya'nın ticari potansiyelini
kullanmasını hedeflemektedir. 2,5 milyar dolara yakın bir maliyetle derin deniz
limanı olma özelliğiyle inşası planlanmaktadır. Anaklia limanına gelen yükler
feribota yüklenerek Romanya, Bulgaristan ve Ukrayna limanlarına gönderilecek ve
buradan Avrupa ülkelerine doğru ilerleyecektir. Çin’in Avrupa ülkelerine
alternatif bir deniz güzergâhı oluşturduğu Anaklia Liman Projesi, Türkiye
açısından Çin’den gelen yüklerin Türkiye’ye uğramadan Avrupa’ya taşınması
anlamına gelmektedir. Türkiye’nin Kuşak Yol Girişimi’nden by pass edilmesi
Çin’e güzergâh olarak fayda sağlayacak gibi görünse de bu durum Çin ile olan
birtakım siyasi sorunların derinleşmesine imkân verebilecektir
Kuşak
Yol Girişimi’nde Türkiye’nin konumunu tehdit eden bir diğer önemli rakip proje
de Yunanistan’ın Pire Limanı Projesi’dir. Pire Limanı projesi ile Çin'in ihraç
ettiği ürünlerin demiryolu ve karayolu bağlantılarıyla Almanya, Macaristan ve
Avusturya'ya 7-11 gün arasında ulaştırılması hedeflenmektedir. Deniz İpek
Yolu’nun bir parçası olan bu proje önemli bir maliyet avantajı yaratma potansiyeli
taşımaktadır. Denizyolu ile Pire Limanına kadar gelecek olan ürünler buradan
Avrupa ülkelerine taşınacak ve bu sayede kombine taşımacılığın sağladığı
maliyet avantajından faydalanılacaktır.
Harita 5. Pire
Limanı Olası Güzergâhı
Kaynak:
Çin
bu projeye oldukça önem vermektedir. Nitekim Çin’in en büyük denizcilik
firmalarından COSSO, Pire Limanı’nı 35 yıllığına Yunanistan’dan kiralamıştır. Türkiye
açısından bu projenin önemi ise Çinlilerin, Pire Limanı'nı taşıma ve stoklama
sahası olarak kullanmak suretiyle Türkiye'nin Avrupa'ya olan yakınlık
avantajını ortadan kaldıracak olmasıdır
Dolaylı
etki sağlayacak proje ise İsrail’in Red-Med Demiryolu Projesi”dir. Süveyş
Kanalına alternatif olması planlanan proje ile Akabe Körfezi’ndeki Elyat
limanıyla Akdeniz’deki Aşdod ve Hayfa limanlarının demiryolu ile
birleştirilmesi planlanmaktadır. Çin, projenin hayata geçmesi için 2014 yılında
İsrail ile anlaşmıştır. Çin kargo gemilerinin Süveyş Kanalında yaşadığı
gecikmeyi kendi kontrolünde oluşturacağı bir demiryolu projesiyle gidermeyi
istemektedir. Mart ayında kanalın tıkanmasına neden olan Even Given adlı
geminin kazası ile dünya ticareti günlük 9,6 milyar dolar zarar etmiştir
Çin
ve İsrail’in bu projesi iki devletin de çıkarına olduğu için hayata geçecektir.
Türkiye için ortaya çıkan risk ise İsrail’in projeyi Hürmüz Körfezine kadar
uzatacağı “Bölgesel Barış İçin Demiryolu” isimli bir Arap-İsrail demiryolu projesidir
Harita 5. İsrail-Arap Demiryolu Projesi Olası
Güzergâhı
Kaynak:
Çin’e
bağlı Uygur Özerk Bölgesinde (Sincan) yaşayan halklar ile Türkiye, tarihi ve
kültürel bakımdan akrabalık bağlarına sahiptir. Son dönemlerde bu bölgede
yaşanan sorunlar iki ülke arasında görüş ayrılıkları yaşamasına neden
olmaktadır. Çin’in bölgede uyguladığı baskı ve insan hakları ihlalleri iki
ülkeyi zaman zaman karşı karşıya getirmektedir. Türkiye’nin transit Kuşak Yol
Girişimden dışlanması Doğu Türkistan meselesinde daha agresif bir tavır
alınmasına imkan verecek bir alan açacaktır.
SONUÇ
Kısmen
dezavantajlı yanları da olsa temelde karşılıklı kazan kazan ilkesine dayalı
olarak gelişen Kuşak Yol Girişimi ile yeni ekonomik pazarlar oluşturulduğu ve
alt yapı yatırımlarının artırıldığı ya da mevcutların modernize edilmesine
katkı sunduğu ortadadır. Girişim, ülkelerin GSYH’sini ve ekonomik kapasitesini genişletmiştir.
Ancak bu denli büyük bir Girişim’in yalnızca ekonomik alanla sınırlı kalması
mümkün değildir. Küreselleşme ile ekonomik olarak mesafelerden bağımsız bir şekilde
bağ kuran ülkelerin Kuşak Yol Girişimi ile daha sıkı ilişkiler kurması, ülkelerarası
kültürel ve diplomatik ilişkilerin daha da artacağı beklentisini doğurmaktadır.
Birçok
araştırmacının Japonya ve Hindistan’ın Çin’i dengelemek için Çinhindi’nde yapılan
yatırımlarla güçlendirilmesinin Çin’in yakın coğrafyasında üstünlük yarışı
başlatacağı görüşü desteklenmektedir. Türk dünyasının içinde bulunduğu Orta
Koridor’un ise çok ayrıcalıklı bir yeri olduğuna inanılmaktadır.
Rusya
ile tatlı sert bir rekabet götüren Çin’in Kuşak Yol Girişimi gibi büyük bir
projenin önemli bir ayağını Rusya’ya emanet etmesi stratejik olarak ciddi bir
hata olacaktır. Soğuk Savaş dönemindeki bloklaşma güdüsünün Türk Dünyası’ndaki
yatırımlarda kendisine zorluk çıkarılmamasını engellemek için Rusya’nın da Girişim’e
dâhil edildiği açıkça görülmektedir. Buna rağmen 2000 km’den daha kısa olan ve
Rusya’nın arka bahçesinden geçen bir Orta Koridor’un var olabilmesinin
Rusya’nın rızası alınmadan gerçekleşmeyeceği de ortadadır.
Türkiye,
ilanından bir yıl sonra Kuşak Yol Girişimi’nin tarafı anlaşmayı imzaladı. Çin, bu projenin ana omurgalarında biri olan Türkiye’yi
dışarıda bırakmadı. Çin’in mallarını satmak istediği nihai pazar olan Avrupa’ya
yakınlığı ve lojistik avantajı olan Türkiye, Çin ile rekabet edeceği bir tabloya
doğru ilerlemektedir.
Türkiye’ye
sunulan lojistik gelirin Türkiye’nin yıllardır uğraştığı bütçe sorunlarını
aşmasında avantaj sağlayacağı ve cari açığın kapatılacağı bir kaynağın ihdas
edilmesini kısa zamanda fayda getireceği pek tabii düşünülebilmektedir. Yalnız bu
güzergâhın Türk sanayisinin nihai pazarı olan Avrupa’ya satışları ne şekilde
etkileyeceği çok iyi analiz edilmelidir.
Kuşak
Yol Girişimi her ne kadar kazan kazan ilişkisine dayansa da ana finansmanı da temin
eden Çin, Girişim’in merkezi olmaya devam edecektir. Çin, Kuşak Yol Girişimi
ile yalnızca ekonomik bir amaç yürütmemekte aynı zamanda Batı değerlerinin
karşısında yer alan, merkezinde kendisinin ve Çin değerlerinin bulunduğu yeni
bir dünya düzeni kurmaya da çalışmaktadır. Türkiye için sadece Batı merkezli
bir dış politika yürütmek ne kadar hatalı ise yalnızca Çin merkezli bir dış
politika yürütmek de o kadar hatalı bir yaklaşım olacaktır.
Kuşak
Yol Girişimi’nde Gürcistan ve Yunanistan üzerinden kurulacak yeni hatlar ile İran’ın
alternatif koridor olma girişimlerine fırsat verilmesi, Türkiye’nin dışarıda
bırakılacağı bir sürecin de işletilmesine neden olacak stratejik riskler barındırmaktadır.
Gürcistan’ın bölge dengelerinde Türkiye’ye olan bağımlılığı Türkiye ile ortak
çalışmasını zorunlu kılarken Yunanistan üzerinden kurulacak hattın Türkiye’yi
strese sokacağı aşikâr olacaktır. Trump tarafından desteklenen Arap-İsrail
demiryolu projesinin yakın zamanda hayata geçmesi mümkün olmasa da ABD’nin yeni
Başkanı Joe Biden’ın İran’ın önünü açacak politik yaklaşımlar belirlemesi
sürecin ilerleyişi üzerinde değiştirici etkide bulunabilecektir.
Doğu
Türkistan konusunda Batı ve iç kamuoyu tarafından yoğun bir baskıya maruz kalan
Türkiye’nin Çin ile ilişkilerinde takındığı rasyonel tavır, Türkiye’nin Girişim
dışında bırakılmasıyla bambaşka bir boyuta taşınabilmektedir.
Türk
Dünyası’nın birleşmesini istemeyen Çin, Türk Dünyası’na borçlandırma
stratejisini uygulayabilir. Batı, finansal imkânlarını Türkiye üzerinden Türk Dünyası’na
açarak Orta Asya ve Kafkasya’da Çin’in dengelenmesi için elini taşın altına
koymalıdır. Bu kapsamda 2021 Haziran’ında düzenlenen G7 zirvesinde Kuşak Yol
Girişimi’ne rakip olacak 40 trilyon dolarlık alt yapı projesi önemli bir
başlangıçtır. Projenin finansmanıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmamış
olması siyasi bir çıkış olarak değerlendirilmesini beraberinde getirse de dünya
ekonomisinin yüzde 56’sını kontrol eden 7 ülkenin projeyi ciddiye alması Çin’in
ilerleyişinde önemli bir dönemeç olacaktır.
Bu
bağlamda Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne aday statüsünden üye statüsüne ulaşması
her zamankinden daha büyük bir önem taşımaktadır.
Pandemi
döneminde görülen tedarik zinciri problemini tekrar yaşamak istemeyen Avrupa
Birliği, Çin ile imzaladığı ticaret anlaşmasına kendisini kaptırmamalı ve
Türkiye başta olmak üzere Türk dünyası ve Rusya’yı kendi safına çekecek adımlar
atarak Batı sistemini tehdit eden Çin girişimlerine karşı tedbir almalıdır. Alınacak
tedbirlerin jeopolitik ve jeostratejik bir zorunluluk haline geldiği görülmelidir.
KAYNAKÇA
Atlı, A. (2016). Global Relations Forum Young
Academıcs Program Policy Paper Series No.3: Turkey’s Foreign Policy Towards
China (Analysis and Recommendations). İstanbul: Boğaziçi University,
Asian Studies Center.
Chen, Y. (2019). Developments in
China–Turkey Relations: A View From China. Critical Sociology, 1-11.
Çakılcı, U. B. (2021). Kuşak-Yol
Projesi ve Türkiye Üzerine Etkileri. Fiscaoeconomia, 87-98.
Çolakoğlu, S. (2013). Türkiye - Çin
İlişkileri: Gelişen Ortaklık. Ortadoğu Analiz, 32-45.
Filiz, T. (2020). Çin’in Küresel
Tek Kuşak Tek Yol Girişimi'nde Türkiye’nin Konumu Üzerine Bir İnceleme. Oğuzhan
Sosyal Bilimler Dergisi, 117-133.
Gündoğdu, N. (2021). Rusya Çin'i
Türkiye ile Dengeleyecek. Milat Gazetesi Web Sitesi:
www.milatgazetesi.com/yazarlar/rusya-cini-turkiye-ile-dengeleyecek-3298
adresinden alındı
Yılmaz, S. (2021). Bir Kuşak Bir
Yol Projesinin Azerbaycan, Kazakistan ve Türkiye’ye Etkisi. OPUS
Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, 5274-5301.
Zan, T. (2018). Uncertainty and
Ambiguity: Turkey’s Perception on the Rise of China. Journal of Middle
Eastern and Islamic Studies (in Asia), 66-79.
Bildiri kitabının tamamına buradan ulaşabilirsiniz.








