Türkiye ekonomisinde son dönemde yaşanan sıkıntıların ABD ile ilişkilerdeki siyasi sorunlardan kaynaklandığına dair birçok analiz var.
Bir taraftan dışarıda;
“Türkiye’nin Arap coğrafyasında artan itibarı ve bunun en somut yansıması olarak da Suriye ile
ekonomik entegrasyona varan bir eşiğe gelinmesi”
Diğer taraftan içeride ise bu sürecin;
“Alevi, Kürt ve Ermeni
açılımları ile desteklemesi”
“Yurta Sulh Cihanda Sulh” politikasının kaçınılmaz bir sonucuydu.
Bu da aslında “Büyük
Türkiye” şeklinde ifade edilen daha sonra “Kızılelma”
olarak şekillenen yolun nasıl da bir bir kat edildiğini gösteriyordu.
Günümüz dünyasının post
truth diye ifade edilen ileri çağdaki gerçekliğinde, gelişime dayanan tek
bir unsur var:
BARIŞ.
Türkiye’nin tarihsel sorunlarını bir tarafa bırakarak Sevr
Anlaşması’nın getirdiği yıkıcı psikolojiden uzaklaşıp kendine güvenen adımlar
atmasının ekonomik yansımaları da sağlanmaya çalışılan bu "barış" ile katmerli bir şekilde karşılık göstermişti.
Hızlı yükselen Türkiye, bölge üzerinde Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) gibi farklı hayalleri olan ABD’nin
planlarını riske sokmuş ardından bir anda Arap Baharı ortaya çıkmıştı.
İçerideki barış süreçleri; sözde soykırım kararlarının
parlamentolarda kabul edilmesi, Alevilerin Ergenekon süreci ile dışlanmışlık
hissi yaşaması ve Abdullah Öcalan’dan sonra HDP’nin sivriltilen ismi Selahattin
Demirtaş’ın marjinal çıkışları çöküşe götürüldü.
Gezi Olayları ile toplumdaki kutuplaşma çizgisi çizildi.
Türkiye’nin tekrar Sevr psikolojisine sokulması ve 15 Temmuz
sonrasında bu anlayışın tavan yapması bir tesadüf değil.
Nasıl ki Necmettin Erbakan Refahyol Hükûmetinde kısa zamanda
hem D-8’i kurup hem de "Kudüs için barış gücü" hayat geçirme adımları atmış ve sonrasında
11 ayda Türkiye’nin dört bir yandan karıştırılmasıyla beraber görevden
uzaklaştırılmışsa bugün de bu süreç hayli canlı bir şekilde yürütülüyor.
Mevcut yönetimin Batı’nın tezgahına geldiğini düşünmek
kaybedilmişlik duygusunu yaşatabilir.
Hayır efendim o iş öyle değil.
Sorunlar var.
Olacak tabii.
Arı kovanına çomak sokarsanız ve baldan pay isterseniz
arılar tabii ki sizi sokacaktır.
Bir süre ayı gibi kalın postlu olmak, bal yemek için tek çare
olabilir.
Ama emin olun süreç sadece böyle işlemiyor.
Bakınız Avrupa’nın iki lokomotif ülkesi Almanya ve Fransa bir
süredir ABD’nin tutumundan şikâyetçiler.
Avrupa, yuları tamamıyla ABD’ye verdiği için sesini gür
çıkaramasa da bu rahatsızlık Avrupa’nın kendi ordusunu kurması süreciyle vücut buluyor.
ABD öncülüğünde yapılan Türkiye'nin dışlandığı beşinci nesil F-35 savaş uçağı
projesi bu ayrılığın önemli bir dönem noktası haline geldi.
![]() |
| Beşinci Nesil Savaş Uçağı F-35 |
Ekonomi yarışında teknoloji ihraç edemeyen ABD’nin bütçe açıklarını gidermek için silah satma yöntemine girmiş olması ve bunu da NATO ile zorlayıcı hale getirmesi uzun süredir bir rahatsızlık oluşturuyor.
Türkiye’nin Patriot hava savunma sistemlerini tedarik
edememesi ile ortaya koyduğu tepkinin büyüklüğü diğer tüm tehditleri boşa çıkaracak S400 alımını getirdi.
Bunun önünde durulamaması ABD için "büyük bir yenilgi" oldu.
İkinci yenilgi adımı da Fransa, Almanya ve İspanya’nın, yeni
nesil bir savaş uçağı geliştirmek amacıyla atılacak adımlar konusunda anlaşmaya
varması ile atıldı.
Fransız Dassault Havacılık şirketi, Airbus ve Indra’nın katılımıyla
oluşturulan program aslında ABD’nin silah dayatmasına büyük bir karşı duruşun ifadesidir.
F-35’ler ile ekonomisine dayanak oluşturmayı hedefleyen
ABD’ye S400 sonrasında ikinci bir tokat daha gelmiş oldu.
Müşterek uçağın geliştirme aşamasının 3 milyar dolar
tutarında olduğu ve yeni savaş uçağının 2040’tan itibaren Fransız Rafale ile
Alman ve İspanyol Eurofighter’ların yerini alacak.
Bu durumda Türkiye’nin her şeye rağmen doğru zamanda attığı
adımlar kendisini gösteriyor.
TUSAŞ tarafından geliştirilen TAI TF-X (Turkish Fighter X)
isimli Millî Muharip Uçak (MMU) 2005-2006 yıllarında ilk uçuşunu
gerçekleştirecek.
![]() |
| TUSAŞ'ın yapacağı Milli Muharip Savaş Uçağının Tasarımı |
2030 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin envanterine girmesi
planlanan MMU’nun Türkiye’yi Avrupa’nın ne kadar önüne geçireceği net bir
şekilde görülüyor.
Her şeye rağmen Türkiye’nin barış, ticaret ve teknoloji
süreci bir bir işlemeye devam ediyor.
08.05.2021 tarihinde Milat Gazetesi'nde yayımlanan yazıya buradan ulaşabilirsiniz.


0 yorum:
Yorumunuz kısa zamanda yayımlanacaktır.
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.