24 Ocak 2023 Salı

HALK HAREKETLERİ ARTACAK

HALK HAREKETLERİ ARTACAK

İnsanlarımızın siyasi yakınlık ve menfaat ortaklığı ile bir araya gelebildiği siyaset kulvarındaki tavrın aynısını ekonomi meselelerinde de gerçekleşmesi ne iyi olurdu!

Pozitif örneklerin neden birbirini çok az etkilediği gerçeğini anlamanın zor, yorumlamanın namümkün bir durumu meydana getiriyor olmasını bir kenara bırakarak sorunlara bakabilsek keşke...

Ama ne Dünya öyle bir yer ne de Türkiye...

18 Ekim 2022 Salı

BASINA NASIL ÇEKİDÜZEN VERİLİR?
Basının dördüncü güç olarak Türkiye'nin dinamiklerine göre yeniden yapılandırılması için oluşturulacak mekanizmanın içeriği hakkındaki görüşlerimi kamuoyunun takdirine sunuyorum. Birlikte mükemmeli oluşturabiliriz.



NEDEN BASININ DÜZENLENMESİNE İHTİYAÇ VAR?

Türkiye, demokrasisini geliştirirken zaman zaman yasama, yürütme ve yargı güç erkleri arasındaki dengelerin bozulması nedeniyle çeşitli sistem sorunları yaşamış, darbeler veya yurtdışından gelen siyasi müdahalelerle demokrasisi dizayn edilmeye çalışılmıştır.

Demokrasinin yapısı gereği tabanın tavanı dizayn ettiği bir devlet bir sistem oluşturulması gerekirken Türkiye’nin hem devlet geleneği ile güçlü bir merkezi otoriteden ödün vermek istememesi hem de medya gücünün sistem üzerinde bir ayrıcalığa izin vermesi nedeniyle güç erkleri tarafından etkiye uğraması tabanın tavanı dizayn etme sürecinin idealde olması gerekenden uzaklaşması sonucunu doğurmaktadır. Demokratik taleplerin sadece seçim dönemlerinde sandık politikalarına endekslendiği görülmektedir.

Dünyanın çok hızlı geliştiği, konvansiyonel medyaya yıkıcı bir rakip olarak sosyal medyanın ortaya çıktığı şu günlerde basının sistemi derleyip toparlayan bir unsur olarak dizayn edilmesi hem sosyal medya üzerinden ülkenin sosyolojik dokusuna yapılacak olası müdahaleleri engelleyici bir katkı sağlayacak hem de demokrasinin daha da içselleştirilmesini ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi gibi Başkanlık Sistemi üzerinden vücut bulun yönetim sisteminin basın karşısındaki artan gücünü dengeleyecektir.

DÜZENLEMEYE KONU OLACAK UNSURLAR

Basın/medya birçok araçtan teşekkül etmiş bir yapıdır. Radyo, TV, gazete, dergi, internet sitesi, bülten vs.’nin yanına şimdilerde sosyal medya gazeteciliği (youtube, twitter vs.) eklenmiş sadece bir hesap açarak gazetecilik faaliyeti icra edilmeye başlanmıştır.

Basın araçları ne kadar değişirse değişsin emek ihtiyacının devam etmesi gazetecilerin sektördeki varlığını sürdürmesine neden olmaktadır. Bazı bilgisayar yazılım programlarıyla rutin haberler için yazım uygulamaları geliştirilse bile doğru soru sorma, analiz yapma, tek fotoğraf veya görüntü ile olayı özetleme veya bam telini yakalama becerileri hâlâ gazetecilerin öne çıkan ve alternatifi olmayan özellikleridir. Bu nedenle gazetecilik faaliyetinin ne olduğu ve kimler tarafından yapıldığı ortaya koyulmalıdır.

Bireysel ve serbest gazetecilik imkânları artmış olsa da hâlâ kurumsal aidiyete bağlılık ve kurumsal gücün getirdiği “doğrulama güveni” kırılabilmiş değildir. Bu nedenle medya kuruluşlarının nasıl olması gerektiği, nasıl kurulacağı ve işletileceği konuları da muhakkak ele alınmalıdır.

Gazetecilerin yasama, yürütme ve yargı erkleri ile ilişkileri de düzenlenmeli aynı zamanda gazeteciliğin getirdiği ayrıcalık ile gazetecilerin toplumun veya kişilerin itibarına kast edebileceği süreçlerin etkin denetlenmesi de sağlanmalıdır.

Halihazırda bu sorunların bazıları için Basın İlan Kurumu, İletişim Başkanlığı, RTÜK ve Basın Savcılıkları gibi çeşitli kurumlar ihdas edilmiş olmasına rağmen çok başlılığın olması ve işleyişte yürütmenin açık üstünlüğü basın özgürlüğü konusunda yıllardır gündemden düşmeyen bir sürecin yaşanmasına neden olmuştur.

Bu soruna karşı, Batıdaki düzeni Türkiye’de uygulamak isteyen bazı meslek örgütlerinin Türkiye’nin yapısına göre özgün çözümler üretilmesi noktasında inisiyatif alınması gerektiğini kabul etmemesi basının birlik olmasının önündeki engellerden biri hâline gelmiştir.

Medya sahipliği konusunda da sektörün dinamikleri bozulmuş, patronların gölgesinde yapılmaya çalışılan gazetecilik faaliyeti reklam politikalarına veya şirketin menfaatlerine göre şekillenerek halkın haklarını korumak geri plana itilmiştir.

Dördüncü güç olarak diğer üç gücü denetlemesi gerektiği düşünülen basının muhakkak surette akılcı, ahlaklı ve hesap verebilir düzenlemelere ihtiyacı vardır.

ÖNERİLER

İskandinav ülkelerinde sendikanın zorunlu olması, mesleklerin düzenlenmesi noktasında sendikaların birer oda gibi çalışmasını sağlamış aynı zamanda sendikalar arasında artan rekabet ile işçinin gelişimini sağlayacak eğitimler ve yeni sektörlerin ortaya çıkarılmasını mümkün kılarak işverene karşı emek hakkının daha etkin korunabilmesine fırsat vermiş aynı zamanda işverenin talep ettiği nitelikli iş gücünün daha kolay sağlanabileceğini göstermiştir.

Türkiye için Batı tarzı, kuralsız bir basın dünyası oluşturulmasının içinde yatan zorlukların başında halihazırdaki meslek örgütlerinin bazılarını yönetimlerinin menfaat devşirme arzusu veya beslendikleri tabanların iş birliklerine veya düzenleme yapılmasına sıcak bakmaması sendika gibi çözümlerin Türkiye’de işlemesini mümkün kılmamaktadır.

Ne Batı kurumları ne de İskandinav yaklaşımı Türkiye’nin şu anki ruh haline çözüm üretmeyecek, aksine oluşturacağı yeni sorunlarla birlikte işin içinden çıkılmaz bir hâl alınmasına neden olacaktır.

Basın, kuruluşu itibarıyla liberal bir meslek olmasına rağmen toplumlardaki karşılıklarına göre milliyetçi, inanç ya da etnik ağırlıklı kavramsallaşmalara maruz kalmıştır. Doğu toplumlarının ortak bir sorunu olan bu mesele demokrasinin içselleştirilememiş olmasının getirdiği bir sonuçtur.

Bunu Batı kurum ve yaklaşımları ile çözmeye çalışmak sorunun tanımlanmaması anlamına gelmektedir. Zira gerek toplum gerek ise devlet, basının kuruluş noktasındaki niteliklerden oldukça uzakta bulunmaktadır.

Bu nedenle basının toplumun demokratikleşme dinamiklerine ayak uydurması ayrıca bu süreçte iç ve dış güç gruplarının etkilerinden arındırılması için bir kurum teşekkül edilmelidir.

Bu kurumun baro ya da oda gibi kanunla düzenlenen ve kamu tüzel kişiliği olan bir yapı olması Türkiye gerçeğine daha uygundur.

Kurulacak bu yapının yönetiminin gazetecilerin vereceği oylarla göreve gelmesi yasama, yürütme ve yargı erklerinin etkilerinden tamamen uzaklaşmasını sağlayacaktır. Yönetim kurulunun oluşturulması her fikrin kurulda varlık bulmasına imkân tanıyacak, kurul üzerinden oluşturulacak düzen zamanla ortak bir fikre varılması olasılığını daha güçlendirecek aynı zamanda aykırı seslerin alternatif kuruluşlar kurarak bu oda/baro yapısını itibarsızlaştırmasının önüne geçilecektir.

Teşekkül edecek bu kurulun ilk çalışma alanlarını kesinlikle belirlenecek uzmanlar (meslek erbabı, akademisyen vs.) belirleyerek gazetecilik mesleğinin tanımını yapmak olacaktır. Bu tanım tüm gazetecilerin ortak oylamasına sunularak bir referandum süreci işletilerek ilerletilirse ortaya konulan kuralların uygulanması ve sahiplenmesi daha kolay olacaktır.

Kanunla kurulacak böyle bir kurumun yukarıda sayılan kurumlar tarafından tepkiyle karşılaşacağı ve kanunun oluşturulması sürecinde olumsuz etki oluşturacağı fikri düşünülmelidir.

Bu nedenle sürecin işleyiş şekli bir kanun ile her şeyin tüm alt başlıklarına kadar düzenlenmesi yoluna gidilmesi şeklinde olursa bu kurumların ve siyaset kurumunun kanun yapım sürecindeki müdahalesi istenilen ile reformun yapılması engellenecek ve basın, kendi iş ve işlemlerini yapmak için çıktığı bu yolda istediğini sağlamaktan uzak bir yere ulaşmış olacaktır.

Aynı zamanda patronların da menfaatini koruyacak bir yapının ortaya koyulmadığı süreçler yerel medya başta olmak üzere yıkıcı bir düzenin getirilmesi amacıyla çıkılan bu yolda birçok kavga ve ayrılığın cereyan etme ihtimalini ihtiva etmektedir.

O nedenle böyle bir kanunun çıkılmasının pozitif bir katkısı olduğu düşüncesi ortaya koyulmalıdır.

Sektörün yaşadığı zorlukları dikkate alınca bu şartın “maddi kaynak aktarımı” üzerine olacağını kavramak gerekir.

Bunun için oluşturulacak fikirsel altyapı ise oldukça basittir.

Devlet mekanizmasının çalışması için oluşturulan yasama, yürütme ve yargı mekanizmaları devletin vergi ile kaynak bularak özlük haklarını garanti altına alması noktasında kanun ve nizamlarla sağlanmış teşekkül ettirilmiş ve bir ayrıcalık sahası oluşturulmuştur.

Basın dördüncü güç olarak bu üç erki denetlerken anayasadaki ifade ve basın hürriyeti hakkıyla yasal ayrıcalık elde etmesine rağmen özlük hakları konusunda herhangi bir hak düzenlenmeyerek özel sektörün insafına bırakılmıştır.

Sorunların büyük bir çoğunluğu da buradan çıkmaktadır.

Bunu aşmak için muhakkak surette bir kaynak yaratılması ve basının devletin halk adına denetim mekanizması olarak çalışmasının garantisi teşekkül edilmelidir.

Bu konuda oluşturulacak kaynağın direkt halk tarafından fonlanması, basının ile halk arasındaki sorumluluk anlayışını pekiştirecektir.

Gönüllü fonlama gibi yöntemlerin toplumun büyük çoğunluğunun çeşitli sebeplerle haberle ilgilenmediği gerçeği dikkate alınınca üretilen kaynağın yetersiz olması sonucuna ulaştırılacağı görülmektedir.

Ayrıca haber takibi yapmasa bile basının toplumun tümünün haklarını koruduğu misyonu düşünülünce her vatandaşın hakkını savunma karşılığında basın kurumunun ayakta kalması için vatandaşın bir vergi verme düşüncesi kaçınılmaz olarak ortaya çıkacaktır.

Faturalara eklenecek basın vergisi ile birlikte kurulacak bir odanın bu parasal güçle birlikte sektörü dizayn etmesi daha mümkün olacak yukarıda bahsi geçen kurumların yıpratıcı etkilerine karşı daha kolay mücadele edilebilecektir.

Bu nedenle oda/baro yönetiminin oluşturulması ile basın vergisinin oluşturulması kanunu ortak bir kanun teklifi olarak çalışılmalıdır.

Basın vergisinden gelecek kaynağın nasıl kullanılacağı çok stratejik bir konudur.

Oda/baro kuruluşunun yaşaması için bu kaynağı halihazırdaki tüm sektöre adil bir şekilde paylaştırılarak süreç işletilmeli ama zamanla toplumun ihtiyaçlarına göre bu kaynak üzerinden sektörlere aktarım miktarları değiştirilmelidir.

Bu işleyişte ilk aşamada kimsenin dışarıda bırakılmaması çok ama çok önemlidir.

Sektörün dizaynı yapılırken reklam konusun masaya iyi yatırılmalı sektör reklamdan arındırılmalıdır.

Dizi, film gibi medyanın eğlence içerikli üretimlerinde reklam kullanımının önceliklendirildiği düşünülünce sektör için zor olamayacak bir durumdur.

Yasakçı, sınırlandırıcı bir bakış yerine genişletici ve haklara sahip çıkıcı bir bakışın ortaya koyulması kamuoyunda ve siyasetçiler nezdinden daha kolay sürdürülebilir bir sürecin vuku bulmasını sağlayacaktır.

Gelen kaynağın en az yüzde 70 gibi ezici bir oranın direkt gazetecilere kaynak olarak gönderilmesi çok önemlidir. Aksi takdirde kaynağın kurumlara aktarılması patronların kontrolünde bir yapının devam etmesi sonucunu doğurur.

Bu da basının temel ilkelerinin yine sapacağı bir büyük açık meydana getirir.

Ayrıca medya kurumu sahipliğinin yasalarla düzenlenmesi ve çalışanların en az yüzde 10 veya başka bir oranda sahip olacağı bir yapı kurulması hem kurumsal aidiyeti perçinleyecek hem de patronların basının ana görevi dışındaki konularda çalışılması taleplerini giderecektir.

Tüm bunların yanı sıra yeni gazetecilerin mesleğe nasıl gireceği ve nasıl eğitileceği de iyi çalışılması gereken bütünün içinde yer alan önemli bir konu olarak düzenlenmelidir.

Basın vergisiyle birlikte ayrıcalıklı bir sektör konumuna gelen basına, menfaat devşirmek isteyenlerin girmek istemesi basının kalitesinin yine düşmesine aynı zamanda siyaset ve diğer kurumların kayırmacı taleplerinin gündeme gelmesine zemin hazırlayacaktır.

Bu nedenle oda/baro kuruluşunun gazeteci yetiştirme konusunda yetkilendirilmesi ve eğitimleri direkt olarak kendisinin vermesi gerekmektedir.

Halihazırda gazetecilik kurumunda çalışanların büyük çoğunluğunun iletişim eğitimlerinin dışından geldiği gerçeğine dikkat çekilirse uygulamanın zor olmayacağı anlaşılacaktır. Teknik eleman sağlayacak liselerin, ön lisans ve lisans yapılarının tekrar dizayn edilmesi ve bunların açılıp kapanmalarının oda/baro şartına bağlanması gerekir.

Faaliyetteki iletişim fakültelerinin büyük çoğunluğunun kapatılarak az sayıda fakültenin oda/baro ile birlikte mesleğin akademik gelişimine odaklaması için projeksiyonlar geliştirilmesi sektörün geleceği için daha anlamlı olacaktır.

Koruyucu ve yetkilendirici yasa ile birlikte oda/baro üyelerinin yetkilerini menfaati doğrultusunda kullanmasının önlenmesi için de yasal düzenleme yapılması çok önemlidir. Yönetimdekilerin bir dönem kalma şartı, yönetim kurulunun oluşu ve etkin bir denetleme mekanizmasının oluşturulması çok önemlidir.

Basında kuruluşlarında ve oda/baro’da yönetici olanların meslekten sonra en az 5 yıl siyasi yasaklı olması gibi adımları atılması da gerekmektedir. Anayasal hak olan seçme ve seçilme hakkına karşı bir madde olan bu talebin sektör gerçekleri düşünülünce kaçınılmaz olduğu aşikardır.

Gazetecilik faaliyeti dışına çıkanların yaptırıma tâbi tutulması fakat bu yaptırımların gazetecilik ilkeleri doğrultusunda gündeme getirilmesi sağlanırken devletin mevcut pozisyonun da dikkate alınması sağlanmalıdır. Toplumu gerecek düzenlemelerden uzak duracak, sert söylem ve eylemleri yumuşatacak bir üslupla kurumsal olarak taşıyacak mekanizmalar geliştirilmelidir.

Bu zorluğu kanun ile düzenlemek gerekebileceği gibi kurumsal teamülün oluşması şeklinde de bir yol benimsenebilir.

Öneriler konu sınırlaması ve genişlemesi şekline göre ayrıca teknik maddeler hâlinde oluşturulabilir.

Bunun için uzman kurullar kurularak uzun soluklu çalışmalar yapılması gerektiği ortadadır.

Ortaya çıkacak bir metin tüm tarafların daha kolay fikir üretmesine ve teklifte bulunmasına imkân verecektir.

25 Haziran 2022 Cumartesi

GÖÇENLERİN GÖTÜRDÜKLERİ

Nam-ı diğer Mahmut Efendi olarak bilinen İsmailağa Cemaati lideri Mahmut Ustaosmanoğlu’nun vefatı büyük bir kitleyi derin bir hüzne boğdu.

Bazılarını da “Bir yobaz daha gitti.” düşüncesiyle çok memnun etti.

İnsanlara düşüncelerini dayatma anlayışı eskiden beri var olan bir şey...

Ama ilginç olan kısım, tarihin ilk çağlarından bu yana hangi dine inanırsa inansın dindarların bu rolün sahibi olması...

Ortaçağ’da engizisyonun cadı avlamak, Yahudileri şişlemek ya da cennetin tapusunu satmaktan başka bir işi yoktu.

Hakeza İslâm adına kendi krallıklarını ayakta tutmak için ona buna savaş açanlar hiç de farklı bir yaklaşım sergilemiyordu.

11 Ocak 2022 Salı

13 Temmuz 2021 Salı

ÇİFTLİK BANK’TAN KRİPTO BANK’A

Çiftlik Bank’ın dolandırıcılıkla suçlanan Tosuncuk lakaplı sahibi Mehmet Aydın’ın teslim olduktan sonra emniyette verdiği ifadenin basına yansımaları devam ediyor.

Aydın’ın Türkiye’de mağdur ettiği insanlardan topladığı 1 milyar 500 milyon Lira parayı Bitcoin’e yatırarak 10’a katladığını söylemesi bir anda sosyal medyada gündem oldu.

Bundan sonra yaşanacaklara ilişkin buyurun bir mizansen yapalım: