17 Ocak 2023 Salı

KAMU VİCDANI RAHATLATILMALI

Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT), emeklilik hakkının verileceğini öğrendiği andan itibaren ve sözleşmeli kadrodakilerin kadro taleplerinin karşılanacağının açıklanmasından bu yana telefonlarım susmadı, eposta kutum rahata ermedi.

"EYT ne zaman çıkacak? Staj yapanların girişi kabul edilecek mi? Daha önce sigortasız çalıştırıldığından dolayı EYT’den faydalanamayacaklara ne gibi çözümler sunulacak?" diye soruları sıralayan “EYT’den faydalanamayanlar”ın derdi büyük...

Bazıları da tam tersi yönden baktı meseleye...

"Bu kadar insanın emekli edilmesi kaliteli iş gücü kaybına neden olmayacak mı? Sosyal Güvenlik Sistemi üzerine binecek bu kadar emeklinin mevcut emeklilerin maaş alamayacağı bir çöküşü getirmesi mümkün mü? Maaş bağlayacaklar ama bağlama oranları mağduriyetin başladığı zamanlardan bu yana epey düştü, bu haksızlık nasıl giderilecek?" diyorlar.

Durmuyorlar, soruyorlar. Ben de tuttuğum kamu görevlisine, bürokrata sorup cevaplar almaya çalışıyorum.

Tam bu arada Meclis’ten gelen açıklamalarla EYT’nin rafa kalkacağı ya da seçimden sonraya bırakılabileceği algısı iyiden iyiye kamuoyunu sarmaya başladı.

Sorunları çözen bir duruştan, sorunları bekleten bir duruşa mı geçiliyor, düşüncesinin önünde duracak hiçbir dedikodu, hiçbir müjde haberi yok.

Halk somut adım istiyor.

Bir de şu sözleşmeliler yok mu?

Oradaki sorun ise apayrı...

Normalde kadro karşılığı sözleşmeli personel alımının bir karşılığı vardı.

Alınan kişiler, belli konumda ve sadece belli konuda çalıştırıldığı için pek sorun olmuyor, üstelik alınanlar zaten KPSS şartı gibi kadroya giriş şartlarını sağlamak zorunda olduğu için kadroya geçiş talepleri meşru kabul ediliyordu.

Ama belediyelerin bir anda bu imkândan faydalanarak kadro alması her şeyi değiştirdi.

Belediyeye alınan sözleşmeli personellerde KPSS gibi herhangi bir eleyici memuriyet şartı aranmıyor.

Bu nedenle kamuda açıkça bir soruna neden olan bu durum, devletin liyakat noktasındaki yaklaşımını da zora sokuyor.

Muhalefet belediyelerindeki durumun da bu kapsama alınması "benim belediyem senin belediyen" kavgasına neden olmadan teklifin tepkisizce Meclis’e gelmesine ve komisyon görüşmelerine başlamasına yol açtı.

Kamunun vicdanın rahatlatılması ve liyakat düzenini bozulmaması ülkemizin geleceği için çok önemli...

Ben demiyorum ki, belediye çalışanları kadroya alınmasın.

Tabii ki onlar da kadroya alınsın ama en azından KPSS gibi bir sınava tabi tutulsun.

Aksi takdirde ortaya çıkan durumun hem kamu hem de kamuoyu vicdanında açacağı yaraların ceremesini çekeriz.

PTT’de İdari Hizmet Sözleşmesiyle (İHS) çalışan 11 bin 267 çalışanın kadroya alınacak ekibin içine dâhil edilmemesinin oluşturduğu hak kaybını da göz ardı etmemek geriyor.

Bu zaviyeden bakınca Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS) eksik bile olsa en azından "makul ve kabul edilebilir" bir adalet ve liyakat sağlıyor.

Bu nedenle iyisiyle kötüsüyle sınava giren herkesin kadro almasının hakkaniyetli olacağı gibi sınavsız sözleşmelileri de kadro alabilmek adına bir sınavdan başarılı şartının koşulması yine adaletli olacaktır.

Meclis’te yıllarca memur gibi çalışıp görev yapan bir avuç insanın da bu kadroya geçirme sürecine eklenmesi yine bir hakkın teslimi olacaktır.

EV FİYATLARI YİNE UÇTU

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın ortak açıkladığı Yeni Evim Konut Finansman Programına başvurular başladı.

Başladı başlamasına da lansmandan bu yana bahsi geçen fiyat sınırları, evlerin fiyatlarını bir anda artırmaya yetti.



İlk etapta yüz bin aileye sıfır evler için verilecek kredi desteğinde belirlenen sınırlar işi bozan taraf oldu.

Hadi İstanbul’u geçtim.

İkinci grupta yer alan Ankara, İzmir, Muğla, Antalya, Bursa, Mersin için verilen 3 milyon üst sınır desteği artık alt sınır oldu.

2 milyon lira ya da biraz aşağısı veya yukarısında yer alan tüm evlerin fiyatları 3 milyona yanaştı bile...

Acil çözüm gerekiyor. Verilecek desteğin kapsamı metrekare fiyatı üzerinden verilmeli...

Yoksa iş çok garip bir noktaya doğru gidiyor, benden söylemesi...

BORSA İŞLERİNE FARKLI BAKIŞ

Bu aralar Borsa İstanbul’u (BİST) çok fazla konuşuyoruz.

Kazananlar, kaybedeler...

Oyun içinde oyun olduğunu söyleyenler, hatta çok ciddi iddialar falan...

Serbest piyasanın en serbest noktasında, kazancı görünce ses etmeyip zarar ortaya çıkınca konuşmaya başlamak tutarsızlık ve finansal okuryazarlık eksiğinden başka bir şey değil.

Bu nedenle Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD)’nde verdiğim finansal okuryazarlık dersinin YouTube’da yer alan EMD Medya Okulu’nda ihtiyaç duyanların hizmetinde olduğunu hatırlamayı kendime borç biliyorum.

EMD’den bahsetmişken bu kurumun 87’den itibaren ekonomi camiasında ciddi bir karşılığı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

Her pazartesi çay ve simit sohbetleri de bu kapsamda Ankara’daki ekonomi gazetecilerinin ekonomi gündemlerinde de epey yer ediniyor.

Geçtiğimiz hafta Türkiye Ürün İhtisas Borsası (TÜRİB) Genel Müdürü Ali Kırali, EMD üyelerine kapsamlı bir sunum yaptı.


Ben de kafamdaki birçok soruyu sorma fırsatı buldum.

Şu ana kadar tahıl merkezli bir yol alsalar da üretici ile tüketiciyi lisanslı depolarda bulunan tahıl ürünleri dışında her üründe bir araya getirmek istediklerini öğrendim.

Hani bir ara çok gündem olmuştu ya, doktorlar senetlerle buğday, arpa alıp fiyatları yükseltiyor, diye haberi hatırlarsınız.

Kırali, bunun çok gündem olduğunu ve mevcut ticaretin yüzde 1’nin bile oluşturmadığını söyledi.

Bu aralar borsadan çok para kaybeden var.

Yatırım tavsiyesi olmadan kendi görüşlerimi paylaşacak olursam TÜRİB üzerinden emtia stoklamak ve bunların borsada işlemesi daha yerinde ve mantıklı bir yol olabilir.

BİST’te enflasyonun bozduğu bilançolarla uğraşmak yerine gümüş, lityum, radyum gibi çip ve elektrikli araç teknolojisinin ihtiyaç duyduğu en temel ürünlere uzun vadeli yatırım yapmak çok daha yerinde olacaktır.

Üstelik bu ürünlerin tüm dünyada ABD doları üzerinden fiyatlandığını da unutmamak geriyor.

Türev işlemler piyasasında gıdanın yer almasının ülkemiz adına büyük bir risk oluşturduğunu söylerken borsada işlem gören hububatta TMO’nun regülatör olarak bağımsız davranışını güvence altına almak amacıyla Merkez Bankası gibi özel bir yasaya ihtiyaç duyduğunun altını çizdim.

Fikirlerimin piyasa yapıcılarda anlamlı karşılık bulduğuna sevinirken finansal piyasalardaki derinleşmenin öyle kolay olmayacağını, yatırım araçlarının dijital para ile birlikte gelecek bir kayıt dışılığı yok etme sürecinden besleneceğini tekrar gözlemledim.

Paranın geleceği dijitalde...

Dijital paranın borsadaki manipülasyonları da bitireceğine olan inancımın kanun yapıcılar tarafından da kabul edileceği o günü sabırsızlıkla bekliyorum.

Türkiye’nin geleceği ölçülebilir ve hesaplanabilir bir sistem kurmayla çok daha parlak bir hâle gelecektir.

Yine benden söylemesi...



17.01.2023 tarihinde Milat Gazetesi'nde yayımlanan yazıya buradan ulaşabilirsiniz.





0 yorum: