Haftanın başında Altılı Masanın geç kalan somutlaştırılmış anayasa teklifi ile ülkenin sistemsel dönüşümünü konuşurken hafta sonuna gelmeden sahte doktorlarla ve üç harfli marketler ile siyasilerin atışmasına ulaştık.
Ekonomideki “başarı(!)” gündeme gelecek konularda dış
politikanın öncelenmesi tercihini ortaya çıkarsa da vatandaşın tercihi de derdi
gibi çok net.
Bir iktidara bakıyorum bir de muhalefete...
Ülkenin gittiği yer ile vatandaşın istekleri arasındaki
uçurumu kapatacak bir iradeden ziyade kaybedilme ihtimali iyice kendini gösteren
güç ile kazanılma ihtimali ortaya çıkan güç savaşından gayrısını göremiyorum.
Şu an bu seçimin ehveni şer yani kötüler arasındaki iyiyi
seçmeye doğru gittiğini söylemek malumun ilanı olur.
Bu süreçte iktidarın Ocak ayı sonrasındaki adımlarını CHP’nin Vizyon
Belgesi ve Altılı Masanın iş birliği protokolünü izleyeceğiz.
Siyasilerin "kontrollü" televizyon veya gazetelerde yaptıkları
röportajlar ile anti şeffaf bir seçim süreci yürüttüğü göz önünde
bulundurulunca tarafların ters sorulardan korktuğu anlaşılıyor.
CHP’nin her hafta yayımlanan basın bildirisinde milletvekillerine
ve parti yöneticilerine yol kazası yaşamamak için yapılan “Konuşulmayacak
konular” başlığı bile pot kırmaktan ne kadar korkulduğunu gösteriyor.
Halbuki iş olursa hata da olur...
İktidarın EYT, sözleşmelilerin kadroya geçirilmesi ve asgari
ücrete zam adımlarıyla toplumun büyük bir kesimini memnun etme çabası ile muhalefetin
itibarsızlaştırma söyleminden taviz vermemesi, siyasetçilerin söylem konumlarını
korumakta ısrar ettiklerini gösteriyor.
Hâlbuki ülkenin bütünlüğü ve gelişimi için ortak
çalışmaktan başka bir yol yok.
Muhalefete baktığınız zaman ortak aklı önceleyeceklerini vurgularken toplumun yarısının oyunu alan AK Parti ve MHP ile anayasa yapma konusunda masaya oturmayacaklarını beyan etmesi, ne seçmene saygı ne de seçim sonuçlarına saygıyı göstermiyor.
Görmezden geldikleri yüzde elli bu adım nedeniyle iktidara getirmek için güven duymuyor.
İktidara baktığınızda ise anayasa değişikliği için
muhalefetin açıklamasına karşı MHP ile AK Parti’nin ortaklaşa hazırladığı
anayasa teklifini sunmak yerine kötülemeyi tercih ettiğini görüyoruz.
İktidarın çok acil kendi teklifini ilan etmesi gerekiyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Vizyon belgesi açıklamasından
memnunuz, bize projelerle gelsinler, rekabet edelim." derken iktidarın
sözcülerinin "Muhalefet dünyanın en doğru işini bile yapsa bizim bu muhalefeti
alkışlayacak bir halimiz yok. Milletin bize verdiği görev bu kardeşim..." tavrı
gerçekten de anlaşılmaz.
Evet eksikleri olsa da Altılı Masanın ortaya çıkardığı metin
çok değerli...
Ben Türk siyasetinin önündeki en büyük sorunun seçim barajı
ve liderlerin belirlediği milletvekili listeleri olduğunu düşünüyorum.
Bu konularda defalarca yazıp çizdim.
Fikrimi soran olursa yine yüksünmeden söylerim.
Ama Altılı Masanın anayasa teklifinde seçim barajını yüzde 3’e
düşürme hedefini gerçekten anlamadım.
İlgililere sordum.
Meclis’te bir karışıklık önlemenin hedeflendiği
cevabını aldım.
Ne kadar da demokratik bir yaklaşım değil mi?
Yalnız kaleme alınan metnin çok ilginç bir detayı da var.
CHP ve İYİ Parti’yi çıkarınca masadaki 4 partinin toplam oy
oranın yüzde 3 olmadığı düşünülürse büyük bir çelişki olduğu açıkça görülüyor.
Yani Meclis’te yasa yapmak ve halkın iradesini temsil etmek
için anayasaya yüzde 3 oy alanların meşruiyet sağlayacağı şartını ortaya koyan
partilerin oyu yüzde 3'e ulaşmadan meşruiyet dizaynı yapmaları çok garip...
Baraj ve liste kalkmalı...
Ön seçim, tercihli liste ya da dar bölge gelmeli...
Başkanlık sistemi ülke ve siyaset refleksimiz için çok iyi
bir tercih... Revize edilmeli...
Şeffaflık ve denetleme artırılmalı...
Bakın bugün CHP’nin iktidar olma ihtimalini konuşuyoruz.
Parlamenter Sistem olsaydı CHP ana muhalefet partisi olmaktan
öteye bir hedefe ulaşamazdı.
Şurada 4 senede Türk demokrasinin ne kadar hızlı geliştiğini
göremeyen muhalefete kızarken iktidarın tüm uzlaşma zeminlerini yıkıp atmasını
da anlamıyorum.
Vatandaş iktidara sorunları çözdüğü için tam destek verdi.
Eğer bir anayasa değişimi gündeme gelecekse bunun yolu seçim
sonrası değil seçim öncesi olmalı...
Kılıçdaroğlu’nun adaylığı, İmamoğlu’nun parti içinde başka
dengeleri gündeme getirmesi, Akşener’in seçim sonrası Meclis aritmetiğinde
avantajlı pozisyon almak için türlü türlü adımlar atmasını bir kenara
bırakırsak...
Dış politika çözümlerinde ortaklaşma sürecini hayata geçirme
ve ekonomide ayağı yere basan önerileri ortaya koymaktan başka bir siyaset
zeminin halkta karşılık bulması zor.
Siyasetçilerin kozlarını paylaştığı ekran münazaraları
olmadan ise bu sürecin eksik olacağını söylememiz gerekiyor.
Sadece Babala TV ile yürütülmeye çalışılan kitle demokrasisi, basının ciddiyet zemininde varlığını iyice yok etmesine ve kulağı üzerine yatmasına neden
olmamalı.
4 milyonu geçen izlenme oranları Oğuzhan Uğur’un başarısı
olsa da halkın ve gençlerin doğru iletişim taleplerinin ne boyutlara vardığını
da gösteriyor.
Siyaset; cesurların rüzgarı arkasına aldığı, planlı olanların
son ana kadar gittiği, milleti okuyanların başardığı bir süreç...
Türkiye’ye ehveni şerden fazlası gerekiyor.
03.12.2022 tarihinde Milat Gazetesi'nde yayımlanan yazıya buradan ulaşabilirsiniz.



0 yorum:
Yorumunuz kısa zamanda yayımlanacaktır.
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.