İktidarla muhalefet arasında her daim konuşulan konular genel itibarıyla yapılan ihaleler ve halkın yaşamını kolaylaştıracak ekonomik adımlar üzerinden vücut bulur.
Bazen sosyal meseleler ve devletin kurumsal yapısındaki
tıkanıklar da muhalefet için eleştiri de bir araç olarak ortaya çıkar.
Adalet mekanizmasındaki aksamalar hem iş insanlarının hem de vatandaşların rahatsızlık duyacağı konular arasında da sayılabilir.
Altılı Masa’nın teşekkül etme sebebi olan Güçlendirilmiş
Parlamenter Sisteme Geçiş hedefi bu bağlamda yukarıda saydığım bazı sorunlara
çözüm olarak ortaya koyulan bir durumdur.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin hızlı karar verme kabiliyeti gerek yurtiçindeki iş insanlarına gerek yurtdışındaki yatırımcılara önemli bir araç olarak sunulmaktadır.
Hazine ve Maliye Bakanı Nebati’nin yatırımların önünde engel
olan her türlü düzenlemenin kaldırılacağını defaten ifade etmesi ve iş
insanlarının bu sorunlara takılmamaları gerektiği yönündeki açıklamaları da esasında
sistemdeki en dinamik unsurun bu alanda atılan adımlardan oluştuğunu gösteriyor.
Tabii burada alınan kararların iş insanları arasında
herhangi bir ayrıma neden olup olmadığı konusu çok önemli...
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın rahmetli Mustafa Koç ile sık sık
görüşmesi ve karşılıklı muhabbetleri son yıllarda KOÇ Grubu ile iktidarın karşı
karşıya kaldığı algısını bozan en somut karşıt örnekti.
Mustafa Koç’tan sonra bu havanın çok da yakalanmadığını
söyleyenler olsa da bana gelen bilgilere göre birçok holding sahibi
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı direkt arayabiliyor.
Sorunları ileterek hızlı bir çözüm süreci başlatılabiliyor.
Burada mesele siyasetin, bürokrasinin iş dünyası ile
ilişkisinde saklı bence...
Bazen olması gereken şeylerin olmadığı ve bazılarının
kayırıldığı düşüncesi kaçınılmaz olarak ortaya çıksa da bu süreçte Cumhurbaşkanı
ile iş insanları arasında görev yapanlardan bazılarının buradan elde ettikleri aracılık
ayrıcalığını başkalarının menfaatine olacak şekilde yaptığı iddialarını duymayan
yoktur.
Çok fazla kişinin bilmediği ama kararların verilmesi
sürecinde etki unsurları arasında önemli bir yer alan bu ara elamanları etkilemek için kurulan ciddi organizasyonlar var.
Yabancı sermayedarların işlerinin takibi için siyasette
konuşlandırılan danışmanların kurduğu ilişkiler bu kapsamda değerlendirilen çok
önemli yapılar aslında...
Bu kişilerin temsil ettikleri şirketlerin çıkarlarını
maksimize etmenin yanında rakiplerini de geriye düşürmek adına yatırımlarda
olumsuzlayıcı tavır takındığını ve karar vericiler üzerinde bir nebze bile etki
oluşturabildiği gözden kaçırmamak gerekiyor.
İçeride bu algıyı kırmak için devletin müdahale alanlarını
azaltılarak ihale alanı dışındaki yatırım alanlarının çoğaltılıp buradaki düzenin özel sektör eliyle yapılmasına
yönelmek çok ama çok önemli...
Belki yatırım teşvik mekanizmalarında fon, banka ya da
finansal kuruluşların etkin yer alabildiği direkt yatırım alanları
oluşturularak devletin aradan çıkarılacağı yapılar kurulması şirket
tercihlerinde daha bağımsız ve etkiden uzak olunmasını sağlayabilir.
Mesele asla yönetim sistemi olmadı, mesele her zaman için
ortadaki ranttan kendisine pay almak oldu.
Dünyada da farklı değil aslında...
O büyük yatırımcı kuruluşlar, Avrupalı kuruluşlar ya da
küresel ölçekte itibarlı sayılan kuruluşların karar verme süreçlerinde dönen
dolapları duyanlar çok azınlıkta olsa da başrolde yine rant mekanizması var.
Tamamında olmasa da bir yerinde muhakkak karşınıza çıkan bu
ahbap çavuş ilişkisi bitmez oğlu bitmez.
Ama önemli olan şu: Kimse parasını çöpe atmak istemez.
Türkiye Cumhuriyeti’nin bir numaralı karar vericisi, yürütmenin ve devletin başındaki isim olan Cumhurbaşkanı Erdoğan...
Rusya’nın enerji ödemelerinin bir miktarını seçimden sonraya
ötelemesi, Suudi Arabistan’ın 5 milyar dolarlık mevduat getirmesi ve Katar için
de 15 milyar dolarlık bir sermaye aktarımının konuşulması seçimde kaybedecek bir
iktidara yapılacak bir yatırıma benzemiyor.
Yatırım devlete yapıldığına göre şeffaflığın artırılması ve
sürecin katma değerinin tüm ülkeye olduğunun vurgulanması ortaya koyulmaya
çalışılan puslu havayı dağıtacağı gibi Türk ekonomisine olan güvenin daha iyi
gösterilmesi anlamına da gelebilir.
Güven, yatırım için en büyük araçtır.
Türkiye’nin kamu borçluluk oranı Avrupalı devletlerin çok
gerisinde olmasına rağmen ve Batılı devletlerin mevcut gayri safi millî hasılalarını çoktan geçen borçlarına karşı finans kuruluşları nazarında çok daha itibarlı olmasının arkasında yatan
en büyük sebep, sistemdeki denge denetleme mekanizmalarının fazlalığı ile hukuk
sistemine olan güvenin yüksek olmasıdır.
Altılı Masa’nın ortaya koyduğu düzenlemeye bu yönüyle
bakılınca sorunu gördükleri ve hedeflerinin yabancı sermayeyi daha fazla çekmek
için düzenleme yapmak olduğunu anlamak gerekiyor.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin revize edilerek bağımsız kurumların
sayısı artırılmalı ve Meclis’in denetleme görevleri daha işler hâle
getirilmeli...
Bunun yanında bir de seçim kanunu ile baraj düzenlemesinde
yapılacak demokratikleşme adımları ile çok sesliliğin garanti altına alınması
eklenirse Başkanlık Sistemi yaşar.
Devletler, dönüşebildiği ölçüde ekonomik yatırımlardan daha
fazla pay alırlar.
Ülkenin dünyadaki trilyonlarca dolardan daha fazla pay
alması ve vatandaşının refahını artırmasının yolu bu...
Mesele, o iradenin zorlayıcı mı yoksa gönüllülük şartlarıyla
mı oluşacağı olacak galiba...
29.11.2022 tarihinde Milat Gazetesi'nde yayımlanan yazıya buradan ulaşabilirsiniz.


0 yorum:
Yorumunuz kısa zamanda yayımlanacaktır.
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.