Habertürk Gazetesi
bugün (5 Temmuz) itibarıyla yayım hayatına son verdi.
Habertürk gibi bir
marka değeri kazanmış gazetenin patronları, markanın bundan sonra internet ve televizyon mecralarından devam etmesini uygun gördü.
Türkiye’deki düşük
gazete tirajları da bunu gösteriyor.
Ben bundan şunu
anlıyorum:
Zorlamaya gerek
yok!
Halkımız okumuyor…
-Neden okumuyor
abi?
Okuyarak farklı bir
yere geleceğini düşünmüyor.
Okumanın hayatına
bir katkısı olacağına inanmıyor.
Okuyacağıma, “Okey oynarım,
pişti oynarım, hiç olmadı boş boş laf ederim” diyor vatandaşlarımız…
Diyor da…
Biz koca ilim ve
irfan sahibi bir medeniyetin fertleri olarak yıllarca okumadık mı?
-Hayır kardeşim
okumadık…
-Peki nasıl oldu bu
tarih?
-Peki nasıl
kazanıldı bu kadar başarı?
-Bak kardeşim
yazayım da “OKU” bari.,.
Bizi biz yapan gerçek
Tarihimizle
övünmeyi pek bir severiz ama tarih yazmak bize büyük bir yük gelir!
Çünkü biz anı
yaşayan bir milletiz.
Askeriz,
mücadeleciyiz, kaderciyiz…
Plancı, değiliz!
“Hesapçı!” değiliz.
Hele dünya hayatına
aldanıcı(!) hiç değiliz.
Öyle değil mi?..
Yoksa öyle de ben
mi yanlış biliyorum?
Hey gibi eski günler!..
Yenilerin günü
gelince eskimesi, dünyanın bir gerçeği…
Bu gerçeğe kapılıp
ıskartaya çıkmak ise bir süredir, bizim gerçeğimiz oldu.
Neymiş efendim;
Yıllarca köle gibi çalıştım
Patronlara
çalıştım,
Çocuklara çalıştım,
Ev sahibine
çalıştım,
Falan falan…
İşimizden memnun
olmayarak tükettiğimiz hayatlarımız dilimize bir düzine bahaneyi kazandırıyor.
Böyle olmak zorunda
değil aslında…
Herkes sevdiği işi
yapsa sorun çözülecek.
Ama neden yapmıyor?
Çünkü sevdiği iş yok!
Sadece iş var!
Ekmeğini
kazanabileceği bir iş…
Nitelikli olmanın farkı
Dünya üzerinde
yapılan çalışmalara göre bugün iş dünyasında, en çok "nitelikli, vasıflı" eleman aranıyor.
Ama bulunamıyor!
Neden?
Çünkü hiçbirimiz
bir konu da uzmanlaşamıyoruz.
Uzmanlaşmaya fırsat
bulamıyoruz.
Peygamberimiz diyor: “Bir işin ehli olun”
Olmuyor, olmuyor,
olmuyor…
Çünkü kendimizi hiç
tanıyamıyoruz ki…
Bizlere roller
veriliyor, baba, anne, çocuk…
O rollerin hakkını
vermeye çalışmak bizim için görevimizi yerine getirmek oluyor.
Yaşımız
ilerlediğinde, geçmişe dönüp baktığımızda da sadece o vasıf kalıyor çoğumuzda...
Bazılarımız
direniyor sisteme…
Üretmek istiyor
yaşına rağmen…
Bazısı “fikir”, bazısı “domates”…
Ama direniyor
sisteme…
Sayılı zaman baskısı
Hayat hem çok kısa
hem çok uzun…
Kendini ne kadar
çabuk tanırsan o kadar çok yol alırsın.
Kişi, işi ile
tanınır ve daha fazlası da yine işine verdiği önem ile olur.
Azim, kararlılık ve
dirayet ile hep öğrenerek; yenilikçi bir duruşla ilerlememiz gerekiyor.
Bu işi
gelişmiş ülkelerde verimli çalışan bir eğitim sistemi yapıyor.
Genç nesillerini
heba etmeyen büyük devletler, bu güçlerini en verimli olabilecekleri yerlerde
kullanmaya çalışıyorlar.
Bizim sistemimiz “kadercilik” altında “tembellik” yapmak üzerine kurulu...
Daha çok okuyup
daha çok çalışmak gerekiyor.
Her ademoğlunun
mutlaka kendi “meziyetini”
keşfetmesi ve buna yoğunlaşarak bırakın Türkiye’yi dünyadaki akranları ile
yarışma arzusunda olması gerekmez mi sizce de?
İş, İş, İş… Değil!
Nitelik, beceri,
sistem…
Günümüz dünyası
gençlerden bunları istiyor, memur olmalarını ya da bir masa başında evrak
doldurmalarını değil.
Kaliteli olmak şart!
Kaliteli olma
çabasına girmek şart!
Bunu yaptıktan
sonrasında “kader” devreye girer.

0 yorum:
Yorumunuz kısa zamanda yayımlanacaktır.
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.