15 Temmuz Hain Darbe Girişimi’nin
üzerinden iki yıl geçti.
O gün birçok şey yaşandı.
İnsanlarımız daha önceki
dönemlerde kendi iradelerine gösterilen müdahalelere tepki gösterememişti.
Bu tepkisizliğin birçok sebebi
olmakla birlikte “devlet yapıyorsa
doğrudur” propagandaları da çok etkili olmuştu.
Neticede 12 Eylül Darbesi ile
birbirlerini anlamsız bir şekilde öldüren grupların çatışmaları bir anda
kesilmiş ve gençler artık sokaklarda karşıtlarını öldürmekten vazgeçmişti.
Gençlerimiz sokaklarda ölmek
yerine darbecilerin hapishanelerinde, faili meçhuller ile ya da önüne gelenin asılmasıyla “hak
ettiklerini(!)” almışlardı.
Bu ülkenin eğitimli, birikimli
gençleri; ortak menfaatlerimiz çerçevesinde yönlendirilmek yerine
katledilmişlerdi.
Çünkü onlar düşünüyordu.
Çünkü onlar inanıyordu.
Başka bir Türkiye’nin olabileceği gerçeği onların
içlerinde sönmeyen bir kor gibi kalmıştı.
Onlar vatanları için en iyi
olanı istiyorlar ve herkesin de “onların
yöntemleriyle Büyük Türkiye idealine”
ulaşılacağına inanıyorlardı.
"Kapıkulu" olmak
Türkiye çok büyüdü, gelişti.
“Ortak değerlerin”
sahiplenilmesi gerektiğini düşünen akıllar
artık Türkiye’yi yönetir oldu.
Sonra bir şey oldu.
Türkiye, gönüllerde kor olan o
Büyük Türkiye’ye doğru adım adım ilerlemeye başladı.
Yol uzundu.
Yol çetrefilliydi.
Bazen patinaj yapılıyordu.
Bazen dolambaçlı yollara
giriliyordu.
Ama yine de hedeflere doğru ilk
kez Millet olarak beraberce
yürünülüyordu.
Tam o sırada bir şey oldu.
Birileri, “Benim kapımın önü senin kapının önünden başlar” dedi.
“Artık senin kapın da benim kapım olacak”, dedi.
“Onlara çalışan”
bizim kapıcılarımızı bize karşı
kullandılar.
Kapıları açmaya çalıştılar.
Ama o kapının sahibi bir kişi
değildi.
Bunu anlamamışlardı!
Kapının sahibi kapıcının yüzüne
vurdu kapıyı...
Kovdu kapısının önünden…
“Artık kapımızda başkalarının kapıcıları olmasın” dedi.
Kapıcıların kurulduğu sistem kaldırıldı, yerine kapının
anahtarının millete verildiği bir sistem kuruldu.
Bu sistem ile bu kapı 1071
Malazgirt’te, 1453 İstanbul’da da açılmıştı.
İkinci Viyana kuşatmasında
sekteye uğratılarak sonrasında tüm dünya bu kapıyı kapatmaya çalışmıştı.
18 Mart’ta Çanakkale’de en
büyük oyunlarını oynadılar.
Ama bu millet küllerinden doğdu.
26 Ağustos’ta Büyük Taarruz ile
düşmanı kovdu.
29 Ekim ile kapısını
sağlamlaştırdı.
Şimdi ise yeni Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ile kapısını kapanmamak üzere yine açtı.
Bu açık kapı, “dostlar için güven” oldu.
Bu millet kapının gerçek sahibi
olarak anahtarı eline aldı artık.
Milletimiz “Hakk” kapısının kuluydu.
“Hakk”
kapısına “kapıkulu” olmak da ancak
bu “Millet”e yakışırdı.
15.07.2018 tarihinde MİLAT GAZETESİ'nde yayımlanan yazıya buradan ulaşabilirsiniz.
15.07.2018 tarihinde MİLAT GAZETESİ'nde yayımlanan yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

0 yorum:
Yorumunuz kısa zamanda yayımlanacaktır.
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.