İş yaşamında liyakat çok önemli bir unsurdur.
Bir işi hakkıyla yaptığına inanılan kişinin çalıştığı kuruluşun bu durumunun farkında olarak çalışanını taltif etmesi beklenir.
#AraFormül
asgari ücret zammı
dijital türk lirası
enflasyon raporu
hafize gaye erkan
istihdam
Kalite
maaş zammı
Merkez Bankası
Rekabet
Zam
İş yaşamında liyakat çok önemli bir unsurdur.
Bir işi hakkıyla yaptığına inanılan kişinin çalıştığı kuruluşun bu durumunun farkında olarak çalışanını taltif etmesi beklenir.
Bir kişinin hayatı bir binaya benzetilecek olursa temeli ailesi, çıkılan her kat ise yaşadıklarıdır.
Katların ne kadar yıkık dökük ya da kaliteli olduğu hayatının o evresindeki faaliyetin niteliği ile oldukça ilintilidir.
Karadenizli olunca metaforu inşaat üzerinden kurmak
zorunluluk oluyor tabii...
Yani basitçe, geçmiş; kişinin bugüne gelmesini sağlayan bir
kılavuzdur adeta...
Tüm pişmanlıklarınızın ya da gururlandıklarınızın toplamı
aslında sizsiniz...
İnsanoğlundaki kibrin yüksekliği gerçeklerden kopmasına ve
dünyayı gördüğü şekilde anlamlandırmasına neden olur.
Halbuki görülenden çok daha ötede, çok daha fazlasından teşekkül etmiş bir dünya var.
Hiçbirimizin hayatı ne bir zenginin ne bir fakirin ne bir
öğretmenin ne bir askerin ne bir Hintlinin ne de bir Japonun yaşadıklarını yaşayacak
kadar uzun değil.
Ömrümüzün kısalığı bizleri gördüklerimiz, yaşadıklarımız
üzerinden bir bina inşa etmeye götürüyor.
Bolca sabitlerimiz olan bir bina...
Binanın dışındaki her şey anlamsız, mahallenin dışındaki her
şey ise tanımlanamaz bizim için...
Burayı aşmaya çabalamak bile çoğu zaman beyhude...
Gerçekte ise ne bilinebilecek bilginin bir sonu var ne de düşünecek
konuların sonu...
O nedenle en kolay tatmin hissi yaşayacağımız şeye
odaklanıyoruz:
Duygulara...
Akıl ve bilinç çoğu zaman duygularımızı tamamlamak ya da tanımlamak için bir araç olmaktan öteye gidemiyor.
Bunu bile başaranlarımız aslında oldukça azınlıkta...
Hayatın karmaşık düzeni içinde kendimize belirlediğimiz
rutinler, bizlerin ruhsal tatmini için çoğu zaman "yeter de artar" kıvamında
oluyor.
Aksini düşünecek bir çabaya girmek, bu konfor alanını terk
etmek anlamına geldiği için bu alan içinde her şey normal, her şey tıkırında...
Düşmanlarımız da dostlarımız da belli...
Yeter ki bizim sınırlarımız belli olsun, öyle değil mi?
İşte o sınırlar bugünün dünyasına oldukça dar geliyor.
Bize çok acil;
“Kükremiş sel
gibiyim, bendimi çiğner, aşarım
Yırtarım dağları, enginlere
sığmam, taşarım”
modu gerekiyor.
Çünkü ne yapılan analizler ne de yapılan yorumlar
gerçeklerin yakınında bile değil.
İnandığımız yanlışların götürdüğü karanlığa hapsolduk.
Sosyal dokunun bir ucundan başka bir ucuna aklıselimlerin
ehvenişerden başka çözümü kalmıyorsa ne yazık o topluma...
Bu garip çığlığın sahibi de pek akıllı sayılmaz ya hoş, neyse...
Her yerde bolca analiz bolca yorum görüyorum.
İşim gereği yerli ve yabancı kaynakları sürekli takip
ediyorum.
Merak ettiğim her şeyi tekrar ve tekrar araştırıyorum.
Bir meseleyi yazarken kılı kırk yarmaya çaba gösteriyorum.
Kurduğum düşünce yapısını yıkacak eleştirileri kendi kendime
yaparak ana düşünceyi buradaki yazılarımla ya da ekranlardaki değerlendirmelerimle sizlerin takdirine sunuyorum.
Ama her ne oluyorsa piyasada sanki bu zahmeti bir tek ben
yapıyormuşum gibi geliyor.
Koca koca titreleriyle Türkiye’nin gündemi hakkında iki kelam
laf edenlerin diğer ülkelerin ya da kliklerin yaptıklarını şakkadak çözmüş edasıyla ilk gördüklerini aktarmalarına ifrit oluyorum.
Yaptığım mesleklerden biri de satranç öğretmenliğiydi.
Öğrencilerime her zaman satrançla ilgili söylediğim şey; hiçbir
şeyin göründüğü gibi olmayacağıydı.
Masadaki tüm taşların 10 hamle sonrasına kadar ki kurgularını
yaparak oyunu oynamanız hem rakibinizi küçümsememeniz hem de işinizi ciddiye
almanız noktasında çok önemlidir.
Satranç sadece bir oyun!..
Gerçek hayatta görülen görülmeyen bütün oyuncuların
hedeflerine ulaşmak için kaç hamle sonrasına göre hareket edebildiğini bile
düşünmeden aklına ilk geleni fikir diye ortaya atanların biraz geriye çekilip
düşünmeye ihtiyacı var.
Kaliteli/kalitesiz içeriklerin toplum üzerindeki etkisini gözler önüne
seren bu durum gerek eğitim gerek ise haber içeriklerine ilişkin kökten bir
değişimin şart olduğu gerçeğini ortaya koyuyor.
Bu fikirsel üretim ile geleceği tasarlamayı bırakın bugünü
bile anlayamayız.
Hatta daha da ötesi, geçmişi bile doğru okuyamayız.
Daha fazlasını görmek için daha fazlasını talep etmek
zorundayız.
İşimizde en iyisi olmak için çok çalışmalıyız.
Yoksa kurduğumuz o bina çatı katına gelince yıkılır ve altında koca bir ömür kalır.
Hayatınızı dizayn etmeye çalışan müteahhitlere çok ama çok dikkat edin...
30.07.2022 tarihinde Milat Gazetesi'nde yayımlanan yazıya buradan ulaşabilirsiniz.
Geçtiğimiz haftanın en önemli gündem maddesi ABD’den gelebilecek yaptırımlar konusuydu. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo , Türkiye’nin Rus...