23 Temmuz 2020 Perşembe

YENİ BASIN KANUNUNA ÖNERİLER

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın düzenlediği “Basın Mensuplarının Haklarının İyileştirilmesi Çalıştayı” uzaktan bağlantı ile gerçekleştirildi.

Basın meslek örgütlerinin temsilcileri ile bir araya gelinen toplantıda basın mensuplarının en öncelikli gündem maddesi ise basına tanınan yıpranma hakkı oldu.

Daha önce Mesut Yılmaz’ın Başbakanlığı döneminde kaldırılan basının yıpranma hakkı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AK Parti ile iktidara gelmesinden sonra geri getirilmişti.

Basın yıpranma payı konusu yıllar sonra alınan bir yargı kararı sonrası tekrar gündeme geldi.

Anayasa Mahkemesi “basın yıpranma hakkının sadece basın kartı sahiplerine tanınması” kararını iptal ederek tüm basın çalışanlarıyla ilgili bir düzenleme yapılması için 9 aylık bir süre verdi.

Anayasa Mahkemesinin verdiği süre iki ay sonra doluyor.

İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un özel açıklamalarının yer aldığı çalıştayda gazeteci dostlarımızın bir diğer talebi ise internette çalışan medya emekçilerinin de basın kartı alabilmesi ve gazetecilerin faydalandığı diğer haklardan onların da faydalanabilmesi yönünde oldu.

Malumunuz, devir her alanda “dijital dönüşümün” yaşandığı bir devir…

Bu değişimden en çok nasibini alan sektörlerin başında da “medya” geliyor.

Medya, bu durumu nedeniyle “Türkiye’de en çok işsizin bulunduğu sektör” unvanını da elinde bulunduruyor.


Meslektaşlarımın taleplerine ben de katılıyorum.

Türkiye’nin demokrasi başta olmak üzere her alandaki gelişiminin basının her alandaki gelişimi ile eş güdümlü ilerlediğini düşünüyorum.

Geçmişte “dışarıdan ellerin” yönlendirdiği bazı basın yayın kuruluşlarının ülkeye verdiği zararı ve yaşanan bazı gelişmelerle bu durumun nasıl tersine döndüğünü “Basının Pişmanlığı Darbeyi Önledi” başlıklı yazımda kaleme almıştım.

Basının ülkenin gelişimine daha fazla katma değer sunabilmesi için bence bir dizi düzenlemeye daha ihtiyaç var.

Birkaç madde ile bunları sıralayalım.

1-Gazeteciler Meslek Odası

Bizim meslek, istihbarat örgütleri için oldukça kullanışlı bir paravan niteliği görüyor.

Yabancı istihbarat örgütlerinin “gazeteci” sıfatıyla ülkeye soktukları ajanların zaman zaman medya üzerinden hükûmetlere operasyon yaptığına birçok kez şahit olduk.

Yakın zamanda bu anlamda büyük adımlar atılmış olsa da akademisyenlerin ve gazetecilerin bu vasıf ile kullanılması tüm ülkelerin işine gelen bir durum.

Ama bu amaçla “siyasi, stratejik ve istihbarat” amaçlı çıkışlarda bulunan ve halk tarafından “gazeteci” olarak bilinen kişilerin yaptıkları, vatandaş nezdinden bu işi onuruyla yapan gerçek gazetecilerin zan altında kalmasına neden oluyor.

Gazeteciliğin tanımını yapmak bir meslek odasının görevidir.

Türkiye’de siyasi görüşlerine göre gazetecileri temsil eden çeşitli STK’lar var.

Gazetecilerin bazıları bu kuruluşlarda yer almasına rağmen bu kurumların siyasi duruşları meslekte ortak bir noktada buluşulmasını engelliyor.

Bu nedenle kanuni bir düzenleme ile bir “Gazeteciler Meslek Odası” kurulması şart.

2-Basın Vergisi

Basın, modern devletin Yasama, Yürütme, Yargı erklerine gayri resmi olarak eklenen dördü güç olarak tanımlanır.

Bunun sebebi vatandaş adına sistemin gazeteciler eliyle denetlenmesidir.

Gazetecilerin birçok şapkası var tabii...

Gazeteci, devletin varlığına, birliğine, bütünlüğüne kast edilen girişimleri halka doğru aktarmak zorunda olduğu gibi vatandaşların hak ve menfaatlerini korumaya dönük olarak da mesleğini icra eder.

İnsan hakları başta olmak üzere dünyanın ortak kabul ettiği tüm değerlerin ülkemizde varlık göstermesinin teminatı olarak mükkebini kâğıda döker, mikrofona konuşur ve ekranlara çıkar.

Memlekettin dört bir tarafından birçok sorunla baş eden vatandaşların devletin işleyişi, uluslararası dengeler ve sistemi yakından takip etmesi beklenemez.

Bu işi halk adına siyasi partiler ve gazeteciler tarafından yapılır.

Yani daha basit anlatımla basın; gündemi sıkı sıkıya takip eden vatandaşların yanında hiç haber okumayan, dinlemeyen ya da izlemeyen vatandaşların da hakkını korur.

Sistemin ilerlemesini temin ederek kamu kaynaklarının doğru kullanılmasını sorgulayan ve yurt dışından ülkemiz aleyhine oynan oyunları ortaya çıkaran yapı olarak vatandaşın bilgi alma ve denetleme hakkını yerine getirir.

Gündemi takip eden veya etmeyen tüm vatandaşların haklarının korunmasını sağlayan “basın emekçilerinin yaptıkları işin kamuya mâl edilmesi” gerekir.

Gazetecilerin gelirlerini temin etmek için reklam arayışı içine girmesi vatandaşın hakkının tam işletilmemesine neden olmaktadır.

Oluşturulacak bir basın vergisi ile gazetecilerin dördüncü güç olarak sistemi denetlemesinin garanti altına alınabilir.

Buradan toplanılacak vergilerin gazeteler, dergiler, televizyonlar, radyolar ve internet sitelerine "adil" bir şekilde paylaştırılması önemli bir sorunun çözülmesini sağlayacaktır.

3-Gazeteci Maaşları

Dijitalleşme ile beraber düşen tirajlar, YouTube ile inişe geçen TV izlenme oranları medyanın tüm kollarında işten çıkarmaları beraberinde getirdi.

Uygulanan tasarruf tedbirleri nedeniyle işten çıkarılanların görevleri işte kalan diğer meslektaşlarına yüklendi.

Kurumların kârlarının düşmesi maaşları da düşürdü.

Ahlâkî zafiyet içinde olanların kalemini satılığa çıkarması son dönemde sıkça karşılaşılan bir durum oldu.

Hatta Türkiye’nin amiral gemisini olarak nitelenen gazetenin en çok okunan yazarı bile hatırı sayılır maaşa rağmen köşesinden yatak reklamı yapmaktan imtina etmedi.

Gazetecilerin kalemlerinin özgürlüğünün sağlanması, yabancı şirketlerin bol paralar ile basın çalışanlarını satın almasının önüne geçilmesi ile mümkün olabilir.

Gazetecilik diğer birçok meslek gibi alın teri ile maaş kazanılan bir meslek.

Fakat bu mesleği icra edenlerin yargılanmalarla uğraşması, tehditlere maruz kalması, uzun ve belirsiz çalışma saatleri ile aile ve sağlık yapılarının bozulması gibi zorlukları göğüslemesine yarayacak bir taban maaş alması mesleğin icrasını bir miktar kolaylaştırabilir.

Belki bu oran devletin memur maaşları katsayısına bağlanabilir.


23.07.2020 tarihinde MİLAT GAZETESİ'nde yayımlanan yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

0 yorum: