Enflasyonla mücadele için kolları sıvayan yeni ekonomi yönetiminin zorlu patikaları bir bir aşması gerekiyor.
Bu konuda karşılarına ilk gelen sorun, enflasyonu talep yönlü
daraltmanın siyasi yükünü taşımak oldu.
Yaz sıcaklarında dondurucu soğuk gibi gelen vergi artışları, gelirleri artırmak için hane gelirlerini yerle bir etse de homurdanmadan daha öteye geçemedi.
Seçim vaatlerinin bir kısmını yerine getiren iktidarın mülakatın
kaldırılması gibi bazı vaatlerini gerçekleştirirken zorlandığını gördük.
Ardı ardına sorunları sayanlara çözüm için 2024 yılının ilk
ayını işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gündemi dönüştürmekte epey
zorlandığını emekli maaş zamlarına seyyanen 5 bin TL ödeme yapılması açıklamasıyla
görmüş olduk.
Siyasi yük ekonomik yükü daha da artırdı.
Olması gereken tabii ki talep yönlü enflasyonu azaltmak için
gelirleri azaltmak olmamalı.
Burada yapılacak en iyi şey malların ucuzlamasını
sağlamaktır.
Bunun tek yolu da üretime destek vermekten geçer.
Destek için de kasada paraya ihtiyaç olduğu ayan beyan
ortada olan bir gerçek...
Kasanın tam takır olduğunu Ali Babacan, Meclis’teki toplantı salonunda, Grup toplantısı tadındaki haftalık bilgilendirme toplantısında söyledi.
Rezerv kaybının 128 milyar dolarlık kısmı çoktan geçtiğini, şu an 354 milyar
dolarlık rezervin tüketildiğini kaydetti.
Türkiye’nin 20 yılda biriktirdiği rezervden fazlasını kaybettiği
bu patikayı geçmek Hafize Gaye Erkan ve Mehmet Şimşek ikilisine kaldı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ise politik yönden
verdiği destekle üçüncü sac ayağını oluşturmaya devam ediyor.
Ediyor etmesine de Şimşek Politikaları'nın ilki olan talep daraltmasının çok da verimli geçmediğini söyleyebiliriz.
Çünkü talebin daralacağı bir yer yok.
Stokçuları çıkardığınızda aslında toplumun büyük kısmının
aynı durumda olduğunu görüyorsunuz.
Esas mesele de burada başlıyor.
Gerçekten adı sayılacak ölçüde stok yapanlar tüketiciler
değil.
Vatandaşın eti ne budu ne Allah aşkına?
Yapsa yapsa gıdada en fazla bir haftalık, temizlik
ürünlerinde ise bir yıllık ürün stoklayabilir.
Gelirler kuşa dönmüş durumda...
O zaman nedir bu feveran etmeler arkadaş?
Vatandaşın yaşadığını görmezden gelip emekliye yapılacak
seyyanen 5 bin TL ödeme gerçekten sorun mu oluyor?
Hayır tabii ki de...
Kur Korumalı Mevduat (KKM)'a yıl başından bu yana 100 milyar liraya
hiç de uzak olmayan kur farkı ödemesi, Merkez Bankası’nın gıcır gıcır yeni
paralarıyla ödense de, günü kurtaran bu politika esasında yarınları heba ediyor.
Zor olan bugünü kurtarmak değil aslında, yarını kurtarmak!..
Dünyanın aşırı rekabet ve ekonomik kutuplaşmaya gittiği bir
düzende küreselleşmeden kimsenin ödün veremediği ekonomik yapılar ortaya
çıkmaya başladı.
Belki yarını baltalayanlar ya da kurtaranlar bunlar olacak!
Devlet desen devlet değil.
Şirket desen şirket değil.
Bu kadar çok yönlü ve kurgusal hareket sadece istihbarat
örgütlerinde var.
Fakat onlar bile dünyanın bu takip edilemeyen hızında izleyici konumunda kaldı.
İzlemek de sorun yok ama; halkın ekonomi politikalarından dolayı
yaşadığı yoksunluğuna bir de gelecek kaygılarını eklediği gün işler değişmeye
başlar.
İzlemek de sorun yok ama; dış güçler diye tabir edilen
devletlerin TL’nin dibi görmesini bekleyerek alım için liste hazırlamaya
başlaması sanki yağmanın ilk ayak sesleri gibi...
İzlemek de sorun yok ama; herkese “Kemer sık!” derken o meşhur
“İtibar-Tasarruf İlişkisi”ni doğru kuramaması nedeniyle dişlerin gıcırdatıldığını
ne zaman duyacaklar acaba?
Herkes çözüm bekliyor.
Formül belli aslında...
Uluslararası piyasaları memnun edecek bir güvenceyi henüz görmesem
de Hazine ve Maliye Bakan Mehmet Şimşek’in IMF ve Dünya Bankası’nın yolların
gözlemesi tesadüf değil.
Kendince aldığı tasarruf tedbirleri nedeniyle "korumasız
seyahat" eden Şimşek’in cesaretini kamu çalışanlarının tamamından beklemek
absürt mü olur acaba?
Bu kadar tatavaya hiç gerek yok.
Çözümsüz değiliz.
Yalnız rekabette bayağı bir geride kaldık, kalmaya da
devam edeceğiz gibi...
Genç nüfus yurtdışına kaçıyor.
Üretim desen, zorla yapılıyor.
Borçla ayı, haftayı, günü çevirmeye çalışan milyonlar var.
Bu kadar kargaşanın içerisinde ise neler oluyor neler?..
SMR (Small Moduler Reactors) denilen Küçük Nükleer
Reaktörler 300 MW’ın altında üretim yapan nükleer bir enerji santralidir.
Dünya çoktan bunun yaygınlaştırılmasını konuşmaya hatta uygulamaya başladı bile.
Şu an bahsi geçmese de geleceğin gideceği yer burası olacak.
Aksi takdirde OPEC’in 2040 yılları için açıkladığı 126
milyon varillik tüketim artışını çözecek enerji alt yapısı yok.
Bu durum finansal tablolarda petrol ve türev ürünlerinin fiyatlarının
tüm dünyada artacağını gösteriyor.
Yani yeni bir enerji krizi doğmadan önce yakın zamanda ciddi adımlar atılacak.
Türkiye bu gelecekte yer almak istiyorsa sorunun çözümünde varlık gösterebilir.
Türk Devletleri Teşkilatı'nı yakından izlemek gerekiyor.
Bir şeyler var.
Benden söylemesi...
Bu yazı, 13.10.2023 tarihinde Elips Haber'de yayımlandı.
İlgili yazıya buradan ulaşabilirsiniz.





0 yorum:
Yorumunuz kısa zamanda yayımlanacaktır.
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.