(Dinlemek ve izlemek için burayı tıklayın.)
Türkiye’nin gündeminde şu sıralar iki konu iyice öne çıktı:
1-İktidarın ekonomi politikası ne olacak?
2-Muhalefetin birlikteliği devam edecek mi?
CHP’deki “değişim” çıkışıyla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun açıktan bayrak açması, Ankara’da CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştükten sonra biraz durulmuşa benziyor.
Kulislerde Kemal Bey’in "değişim" çağrılarına pozitif
karşılık verdiği yönünde bir bilgi dolaşıyor olsa da, siyasette her şey her an değişebilir.
Zamanında Turgut Özal’ın parti yönetimini Yıldırım Akbulut’a
devrederek Çankaya’ya çıktığında da, hedef ve niyetler başkaydı.
Ama sonra, Özal'ın siyaseti dizayn etme girişimi, ANAP Genel Başkanı
yani, dönemin Başbakanı Akbulut ile aralarını epey germişti.
Özgür Özel ile yumuşak bir geçiş olacağını savunanlar olsa
da, bence sayın Özel’in esas amacı, Kılıçdaroğlu için "kolaylaştırıcı" olmak...
Eğer kamuoyu, genel başkanlık koltuğunu değiştirme konusunda
yeterli baskıyı yaparsa, Özel, "Gemiyi limana ulaştıracak güvenilir kaptan!.." olur.
Yok, bu aslında siyasi bir manevra ile günü kurtarmaksa, o
zaman Genel Başkanı Meclis dışında olan CHP'de, Kılıçdaroğlu’nun etkisini Meclis’te varmış gibi Genel Başkan edasında ortaya koyacak bir Özgür Özel, epey faydalı olacaktır.
AMA;
Kılıçdaroğlu, Engin Özkoç'u danışman olarak Örgütlerden
Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı pozisyonuna atamasıyla, “yumuşama ve değişim”
ihtimalini güçlendirse de, Bülent Kuşoğlu’nun, Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan adaylığını
ilan etmesi, statükonun korunacağı düşüncesini güçlendiriyor.
Kuşoğlu, aynı çıkışı Kemal Bey’in Cumhurbaşkanlığı
adaylığında da yapmıştı.
Fakat en sonunda Kemal Bey’den, “Bir daha Cumhurbaşkanı adayı
olmam.” sözünü işitmiştik.
Muhalefetin dizaynı noktasında bir girişim olacaksa iktidara
buradan açık çağrımdır:
Meclis’te Siyasi Partiler Kanunu'nda yapacağınız küçük bir
değişiklikle, Genel Başkanların delegeler değil üyeler tarafından seçileceği
Kurultay şartını getirebilirsiniz.
İşte o zaman ak koyun kara koyun ortaya çıkar.
Birilerinin dizayn ederek getireceği değil, halkın getirdiği siyasetçiler
koltuklarda oturur.
Siyasetçiler için harekette bereket sözü, zor zamanların
kurtarıcısıdır.
AK Partili Eski Bakan Suat Kılıç’ın Yeniden Refah Partisi’ne geçmesi
böyle bir hikâye barındırsa da, aslında çok daha derin anlamlar taşıyor.
Erdoğan, esasında Erbakan'a büyük bir vize vermiş oldu.
YRP Genel Başkanı Fatih Erbakan’ın düzenlenen basın
toplantısıyla bunu açıkça ilan etmesi, büyük bir mesaj içeriyor.
2028 yılında iktidarı alacağı açıklamasıyla
birlikte Erbakan, açıkça AK Parti’den bayrağı almaya yönelik niyetini beyan
etti.
Suat Kılıç’ın özelde birçok anlama gelen isminden ziyade, bu geçişin
barındırdığı en önemli etki, AK Partili eski bir bakanın, "Cumhur İttifakı" içinde geçiş
yapmış olmasıdır.
Bu durum, seçimde AK Parti’nin önceki seçime göre 7 puanını paylaşan Cumhur
İttifakı bileşenlerinin vekil aritmetiği gerçeğini ile birleştirince, aslında
tablo açık gibi görünüyor.
Seçmenin hareketlenmeye başladığı yerde, siyasetçilerin
kayıtsız kalması mümkün değil.
Ama daha önemlisi, AK Parti’nin bu durum karşısındaki
sessizliği...
Çünkü Suat Kılıç, ilmeğin ucuysa, bundan sonra AK Parti’den
istifa ederek YRP’ye katılacak olanlar düğümün kalanını oluşturacaktır.
Ortaya koyulan sessizlik, buna cevaz verildiği düşüncesini
doğursa da, içerideki tepkilerin yakın zamanda ayyuka çıkma ihtimali var.
Fakat, artık Erbakan için dönüş yok.
Zira babasının yaşadığını yaşatacak bir kader onu bekliyor gibi...
Önümüzdeki günlerde bu Kavimler Göçü’nün Meclis
sandalyelerine sirayet etmesi durumunda, çok geçmeden siyasetin daha nelere gebe
olabileceğini hep birlikte göreceğiz.
Millet İttifakı’nın geleceği ne kadar belirsizse, aslında
Cumhur İttifakı için de belirsiz bir gelecek var.
İkinci turun kazanılmasından sonraki sokak kutlamalarında, Ülkücülerin neredeyse
AK Partililer kadar meydanlarda yer alması, Başkanlık Sistemi mayasının tuttuğunu gösterdi.
Sağ seçmeni bloklaştıran bu durumun, aslında beklentisi oluşturulan partilerin geleceğini
garanti altına alma politikasını ciddi anlamda tehdit ediyor.
İttifak içinde kaldıktan sonra, parti aidiyetlerinde sarsılma sorunu yaşanması, Başkanlık Sistemi'nin yakın gelecekteki sorunuymuş gibi görünüyor.
Buradaki durumu şöyle anlatabiliriz:
MHP ve Yeniden Refah Partisi'nin tek başına seçime girmesi ve AK Parti oylarını alması, aynı bahçede özenle büyütülen ağacın, diğer bahçeye sarkan meyvelerinin komşu tarafından helal görülmesi gibidir.
Olgunlaşan meyvelerin yönü, siyasetin de yönünü
belirleyecek...
Benden söylemesi...

0 yorum:
Yorumunuz kısa zamanda yayımlanacaktır.
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.