Haftalar süren yıkıcı depremin ardından yine haftalar süren yıkıcı siyasi bir atmosfere teslim oldu canım Türkiyem...
O kadar dert varken seçimi erken yapmak yerine zamanında
yapmanın gerekliliği şu günlerde yaşadıklarımızdan bile anlaşılabilir
aslında...
Depremzedelerin yaşadığı sorunları bir yana koysak bile enkaz altında eşini, çocuğunu veya anne babasını çıkarıp toprağa vermek isteyenler hâlâ acılı bir bekleyiş içindeler.
Tüm gücümüzü oradaki meselelere vermemiz gerekirken
siyasetin bir anda hayatımıza bu kadar kolay girmiş olması ve her yana hâkim konuma gelmiş olmasını
aklı selim kimse kabul edemez.
Yaralarımız çok fazla...
Aslında bunu gösteren çok önemli bir rapor Cumhurbaşkanlığı
Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından yayımlandı.
2023 Kahramanmaraş ve Hatay Depremleri Raporu’nda korkunç tablo, bir bir kaleme alınmış.
Depremin yıkıcı etkisinin yanında ekonomik etkisinin de altı çizilmiş.
104 milyar dolara bedel kaybın yaşandığını vurgulandığı raporda gelecekteki kayıpları hariç tutarak bugünkü yıkımın faturası çıkarılıyor.
Kaybedilen üretim gücü, ekonomi ve insanlarla birlikte
gelecek vergileri de düşününce neler gitti neler...
104 milyar dolar aslında Türkiye’nin kurulu servetinin
geriye doğru gittiğini gösteren korkunç bir bedel...
Sadece 2023 yılı GSYH beklentisinin yüzde 10’u anlamına
geliyor.
Tabii depremin gelecek etkisinin şu an için tamamıyla analiz edilemeyeceğinden GSYH’nın ne kadar geriye gideceği hâlâ
kestirilemiyor.
Ama en önemlisi raporun sonunda alınması gereken önlemlere
ilişkin ifadeler...
Aynen aktarıyorum:
“Türkiye Afet Müdahale Planı (TAMP) , Türkiye Afet Risk
Azaltma Planı ve 81 il için hazırlanan İl Risk Azaltma Planları, görev ve sorumlulukları
farklı kurum ve kuruluşlara dağıtan çok aktörlü bir afet yönetimi yaklaşımını içermektedir.
Ancak bu planlar her ne kadar çok aktörlü bir nitelik taşısa da; depremin aynı
anda 11 ile yaygın olması sonucunda yetki ve sorumluluğun ağırlıklı olarak
merkezi yönetimin kontrolünde olmasının getirebileceği aksaklıkları ortaya
koymuştur. Afetlerde ve acil durumlarda TAMP’ın uygulanmasına ilişkin yaşanan
tecrübeler ışığında güncellenmesi gerekmektedir.”
Koordinasyonsuzluk direkt Cumhurbaşkanlığının raporunda dile
getirildi.
O zaman başında bu yana gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı gerek
ise kamuoyunu yanlış yönlendirenler kim?
Kızılay’ın çadır satışı, daha sonra da sodasında olması
gerekenden iki kat fazla arsenik çıkmasına rağmen istifa etmeyenler, sorumluluk
almayanlar kimler tarafından korunuyor.
HÜDAPAR’ı Yerli ve Milli olarak gördüğünü söyleyen ve bir
damla su gibi bir tane oyun bile israf edilmemesi için çabalayan Erdoğan’a
rağmen kimler destek değil köstek oluyor?
Eğer siyaset doğruyu ortak akılla bulma sanatıysa kimler
ortak aklı işlemez hâle getiriyor?
Bunlar kimlerse bir an önce yönetim mekanizmasından
uzaklaştırılmalı ve devlet aklının önündeki sis perdesi kaldırılmalıdır.
Benden söylemesi...
YENİ SOLUK SİYASETİ
HDP markası ile sert bir savunma siyaseti uygulama kararı
alan parti yönetimi, Anayasa Mahkemesinin savunma sürecini seçimden sonraya
ertelememesi nedeniyle ortaya çıkan "kapatma ihtimalini" değerlendirdi ve “Yeşil
Sol Parti” listelerinden seçime gireceklerini açıkladı.
Bu aynı zamanda yeni isim yeni soluk siyasetini de
beraberinde getiriyor.
HDP’ye karşı oluşan siyasi birikimi dönüştürmenin zorluğu
aslında bir noktada bu yolla da aşılmış olacak.
9 partisi kapatılan Kürt hareketinin PKK ile yakın siyaset
yürütmesi 10.partiyi de kendisinin kapatmasına neden oluyor.
Umarım yeni parti gerçekten de yeni siyaset getirir ve kana
susamış teröristlerin talepleri yerine Kürt vatandaşların talepleri dikkate
alınır.
NATO İÇİN BÜYÜK
TÜRKİYE İÇİN HATALI BİR ADIM
Finlandiya’nın NATO’ya alınması yönünde verilen karar büyük
bir hatadır.
Halihazırda Rusya’nın Finlandiya ile uzun bir sınıra sahip
olması Ukrayna işgali sonrasında Finlandiya’yı epey tedirgin etmişti.
Ülke yönetimi, NATO üyeliği konusunu referanduma sunmuş ve
halkın çoğunluğundan destek bulmuştu.
İsveç’te ise toplumun büyük kesimi NATO’ya girmek istemediği
için referandum süreci işletilmedi.
Türkiye’nin taleplerine Finlandiya ciddi şeklide karşılık
verirken İsveç içerideki PKK ve FETÖ unsurlarının etkisinde kalarak yetersiz
adımlar attı.
Şimdi ise Rusya ile çok küçük bir sınırı olan İsveç'in, Ukrayna
işgali sonrasında ortaya çıkan güvenlik risklerini, Finlandiya’nın tek taraflı
olarak NATO’ya alınması ile kendi elimizle yok ediyoruz.
Artık İsveç için NATO’ya girmenin pek de bir anlamı kalmadı. Üstelik bu adımdan geri dönmesi ihtimalinin doğması daha da kıymetli bir pozisyon elde etmesini sağlayacak.
Peki o zaman Türkiye bu işten ne kazanmış oldu?
ORTADOĞU’DA BÜYÜK
İŞLER OLUYOR
Pekin’de Suudi Arabistan ve İran’ı 2016'dan bu yana ilk kez bir araya getiren Çin
yönetimi, gelecek dönemin başat gücü olacağına dair önemli bir işaret vermiş
oldu.
Sadece para kazanan değil sorunları çözme konusunda da taraf
olan bir Çin olacağı görülüyor.
Batı’nın diplomasi dili yeterli olmamış olacak ki Çin’in
enerji açlığı ile iki büyük enerji tedarikçisini aynı masaya oturtması daha
kolay oldu.
Reel politik düzlemde salt çıkarlar her daim öne geçer.
Hatta o kadar öne geçmiş olacak ki bunun zorlama bir adım
olmadığını artık Suudi Arabistan'ın İran Cumhurbaşkanı Reisi’yi diplomatik
ilişkileri yeniden oluşturmak için başkent Riyad’a davet etmesinden
anlayabiliyoruz.
İran tarafı daveti kabul etti.
Yakında Ortadoğu’da çok acayip işler olacak.
Türkiye için yeni konum alma ihtiyacı doğmaya başladı.
Ortadoğu’daki elini ayağını kaybetmek üzere olan ABD için de
Türkiye’nin yeri tekrar sorgulanmalı...
YPG ve İsrail merkezli bir siyaset artık işe yaramayacağa benziyor.
20.03.2023 tarihinde Milat Gazetesi'nde yayımlanan yazıya buradan ulaşabilirsiniz.
0 yorum:
Yorumunuz kısa zamanda yayımlanacaktır.
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.