Demokrasinin teminatı orta sınıftır.
Türkiye Modeli ile başlayan ve TL emisyon artışı ile kurdaki
dengeyi "ihracatta avantajlı noktaya getirmeyi" hedefleyen politikanın, ucuz emek
kullanımı ile sermayeye “gel gel” denilmesi, alım gücü azalan vatandaşların orta
gelir grubundan hızla alt gelir grubuna geçmesine neden oluyor.
Aslında yaptığımız bir şemayı kurtarmak için mucizeleri reddetmekten başka bir şey değil.
Aristo’dan bu yana ortaya koyulan gerçek orta sınıfın demokrasinin ayakta kalması için olmazsa olmaz olduğunu bize gösteriyor.
Üst sınıf kendilerine ayrıcalık talep ederken alt sınıf ise
siyasetçilerin söylemleriyle aşırı milliyetçi ya da aşırı sosyalist bir tutuma
yönlendirilerek onların koltuğa giden yoldaki basamakları hâline
getiriliyor.
Ama orta gelir grubu insanların yaşanabilir gelir düzeyinde
olmaları nedeniyle daha mantıklı bir noktadan bakabilme ayrıcalıkları oluyor.
Türkiye bu yönüyle mantıklı bakıştan gittikçe uzaklaşan bir yola
girmeye başladı.
Mısır’ın darbeci generali Sisi’nin seçimle kendisine
sağladığı meşruiyeti görmezden gelen yaklaşımın sürdürülmesi, Mısır’ın bu
meşruiyeti sağlamak için Yunanistan ile yakınlaşması sonucunu beraberinde
getirdi.
Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin tabiri caizse cihana karşı
yalnız kalması ile "aklına dank eden" yeni bir politikanın kapıları açıldı.
İsrail ile yakınlaşmanın ele alınmasından sonra Mısır’a da
birçok çağrı yapıldı ama sonuç alınamamıştı.
Katar’da başlayan Dünya Kupası açılış programında Sisi ile tokalaşma, artık bu durumun da değişeceğini gösteriyor.
Hâlbuki Türkiye’nin Suudi Arabistan ile düşen ticaretine
rağmen ne Mısır ile ne de İsrail ile kayda değer bir ticaret kaybı asla söz
konusu olmadı.
İlişkilerin sürdüğü zemin korunurken siyasi söylemlerin
getirdiği sonuçların ülkemize bıraktığı neticeler kabul edilebilir değildi.
Aslında en büyük sorun başka devletlerin içişlerine karışmaktan geliyordu..
Zamanında Azerbaycan’da hükümet değiştirmek için operasyon
düzenlemeye kalkan hükümetlerden, olanı kabul edip ilişki geliştirmeye çalışan
hükümetlere geçişimizin büyük bir tecrübe biriktirdiği görünüyor.
Türk Dünyası için ortaya koyduğumuz bu tutumu tüm devletler
için kullanmalıyız.
Batının kendi koyduğu ilkeleri uygulamayan tutumuna rağmen Batı’ya ilkeleri
bizim uyguladığımızı göstermenin pratikte hiçbir faydası yok.
Gerçekte ise karşılıklı bağımlılık oluşturarak ya da merkez
çevre ilişkisi kurarak devletlerin vazgeçilmez dostu olmanın getirdiği
yaklaşımı kullanmak, her türlü düşmanlığı kolayca dostluğa dönüştürebileceği
gibi esas amaçlara ulaşmak için daha kolay ve kabul edilebilir bir yol olmakta...
Nasıl ki ABD’nin şer üçgeninin bir köşe olarak ortaya
koyduğu Kuzey Kore ile yumuşamasının arkasında Rusya ve Çin’in
kolaylaştırıcılığı varsa Türkiye için de diğer devletlerle ilişkilerde bu kolaylaştırıcılığa gidilmesi anlamlı olur.
Bunun ilk meyvesi Azerbaycan kolaylaştırıcılığı ile İsrail ilişkileri olduysa ikincisi de Katar ile Mısır ilişkileri oldu.
Katar bu anlamda önemli bir görev edindi.
Aynı yolu Yunanistan ile de yürümeliyiz.
Yunanistan ekonomisinde etkili roller üstlenmekten ve
kolaylaştıracak aracılarla yumuşatma sürecine gitmekten başka bir yolumuz yok.
Yoksa ne PKK’nın ne da YPG’nin hiçbir yere gideceği yok.
Fransa ile Afrika’daki rekabetimizin son bulma ihtimali
neredeyse imkânsız olduğu için Avrupa’ya giriş biletinin Fransızlar tarafından
bize kesilmeyeceği iyice belli oldu.
Bunu iyi bilen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önce Şanghay
İşbirliği Örgütü’nde yaptığı çağrı ile göz dağı vermesi Rusya’nın “NATO’dan
ayrılmadan olmaz” çıkışıyla gölgelense de Türk Devletleri Teşkilatı zirvesinde Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin gözlemci üye olarak kabul edilmesinden sonra gelen AB
çağrısı ise bu sefer hedefini buldu.
Türk Devletleri oldukça hassas yönetimleri sahip.
İçlerinde demokrasiye en yakın olanı Kazakistan...
Orada yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 80 oy alan
Tokayev’in yüzde 20 karşıt oy alması esas demokrasiyi gösteren unsur.
Demokraside sizi var eden karşıtınızla yürütülebilir bir
ilişki kurabilmiş olmanızdır.
Aynı İtalya’da Meloni’nin yaptığı gibi...
Yakın zamanda Aşırı sağ ve aşırı solda yükselişler olması pek muhtemel
görünüyor.
Demokrasinin aşırılıkları sistem içinde çözme ehliyeti
vermesi sistemi ayakta tutan en büyük özellik olsa da bazen güvenlik gerekçesi
bu kapsamda sınırlandırıcı bir rol üstlenebiliyor.
Avrupa’nın demokrasi beşiği olarak görülen ülkesi Fransa’nın
aslında oldukça faşist tutumları öncelediği bir yapı kurması bu anlamda Türkiye’nin
ekonomik bütünleşme olarak Avrupa’da bir yol yürümesini iyiden iyiye zora
sokuyor.
Tüm bu kapsamda Türk Devletlerinde orta gelir grubunu
geliştirerek demokrasiyi yükseltme hedefi belirlenirken görece düşman ülkelerde
yapılacak stratejik yatırımlarla riskleri azaltacak politikalara girilmesi epey
önem arz ediyor.
Aynı Çin’in ABD tahvillerini alarak ABD’nin ekonomik
saldırganlığını bir noktada sınırlaması gibi...
Türkiye’nin Türk Devletleri ile Türk Enerji Birliği’ni
kurması bu kapsamda çok ama çok önemli.
Dünyanın karbon sıfır politikalarına ağırlık vermeye
başladığı ve yeşil mutabakatı merkeze aldığı bir dönemde nükleer güç ile baz
yükü kaldıracak enerji atılımı yapılmasının yanında doğal gaz rezervleri ile
çevreci dönüşümü sağlaması mümkün.
Nükleerde Türk Dünyası'nın dünyada yer edinecek bir süreci girmesi için çok hızlı adımların atılması gelecekte söz sahibi olunmasını sağlayacaktır.
Enerji, ekonomi ve demokrasi artan işbirliğinin yolu ise Mısır
ile bu adım ilerletilmeli, Yunanistan ile yeni bir hikâye yazılmalı, Türk
Devletleri ile yoğunlaştırılmış programlara imza atılmalı.
Aksi takdirde ABD’nin uzun metrajlı politikalarından
uzaklaşılamayacağı gibi hedeflerin dönüştürülmeye çalışıldığı bir dünyaya geri
döneriz.
Çünkü ABD’nin göçmen politikasının önünde devletlerin genç ve eğitimli nüfus adımları baş edemez.
Biz vatandaşlık satarken adamlar beyin göçünü ve
girişimciliği sürdürmeye devam ediyor.
Bu yaklaşım yüz yıl sürse bile hiçbir şeyi değiştirmeyeceği ortada...
Diğer devletlerin eğitim ve sosyal alt yapı yatırımlarının meyvelerini
Amerikalılara kaptırdığı bir dünya dönmeye devam edecek.
Esas politikayı görerek ekonomik ve siyasi hedefleri revize
etmenin ne kadar önemli olduğunu görülmeli.
Benden söylemesi...
22.11.2022 tarihinde Milat Gazetesi'nde yayımlanan yazıya buradan ulaşabilirsiniz.


0 yorum:
Yorumunuz kısa zamanda yayımlanacaktır.
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.