22 Kasım 2022 Salı

DEMOKRASİ VE ORTA SINIF

Demokrasinin teminatı orta sınıftır.

Türkiye Modeli ile başlayan ve TL emisyon artışı ile kurdaki dengeyi "ihracatta avantajlı noktaya getirmeyi" hedefleyen politikanın, ucuz emek kullanımı ile sermayeye “gel gel” denilmesi, alım gücü azalan vatandaşların orta gelir grubundan hızla alt gelir grubuna geçmesine neden oluyor.

Aslında yaptığımız bir şemayı kurtarmak için mucizeleri reddetmekten başka bir şey değil.

Aristo’dan bu yana ortaya koyulan gerçek orta sınıfın demokrasinin ayakta kalması için olmazsa olmaz olduğunu bize gösteriyor.

Üst sınıf kendilerine ayrıcalık talep ederken alt sınıf ise siyasetçilerin söylemleriyle aşırı milliyetçi ya da aşırı sosyalist bir tutuma yönlendirilerek onların koltuğa giden yoldaki basamakları hâline getiriliyor.

Ama orta gelir grubu insanların yaşanabilir gelir düzeyinde olmaları nedeniyle daha mantıklı bir noktadan bakabilme ayrıcalıkları oluyor.

Türkiye bu yönüyle mantıklı bakıştan gittikçe uzaklaşan bir yola girmeye başladı.

Mısır’ın darbeci generali Sisi’nin seçimle kendisine sağladığı meşruiyeti görmezden gelen yaklaşımın sürdürülmesi, Mısır’ın bu meşruiyeti sağlamak için Yunanistan ile yakınlaşması sonucunu beraberinde getirdi.

Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin tabiri caizse cihana karşı yalnız kalması ile "aklına dank eden" yeni bir politikanın kapıları açıldı.

İsrail ile yakınlaşmanın ele alınmasından sonra Mısır’a da birçok çağrı yapıldı ama sonuç alınamamıştı.

Katar’da başlayan Dünya Kupası açılış programında Sisi ile tokalaşma, artık bu durumun da değişeceğini gösteriyor.



Hâlbuki Türkiye’nin Suudi Arabistan ile düşen ticaretine rağmen ne Mısır ile ne de İsrail ile kayda değer bir ticaret kaybı asla söz konusu olmadı.

İlişkilerin sürdüğü zemin korunurken siyasi söylemlerin getirdiği sonuçların ülkemize bıraktığı neticeler kabul edilebilir değildi.

Aslında en büyük sorun başka devletlerin içişlerine karışmaktan geliyordu..

Zamanında Azerbaycan’da hükümet değiştirmek için operasyon düzenlemeye kalkan hükümetlerden, olanı kabul edip ilişki geliştirmeye çalışan hükümetlere geçişimizin büyük bir tecrübe biriktirdiği görünüyor.

Türk Dünyası için ortaya koyduğumuz bu tutumu tüm devletler için kullanmalıyız.

Batının kendi koyduğu ilkeleri uygulamayan tutumuna rağmen Batı’ya ilkeleri bizim uyguladığımızı göstermenin pratikte hiçbir faydası yok.

Gerçekte ise karşılıklı bağımlılık oluşturarak ya da merkez çevre ilişkisi kurarak devletlerin vazgeçilmez dostu olmanın getirdiği yaklaşımı kullanmak, her türlü düşmanlığı kolayca dostluğa dönüştürebileceği gibi esas amaçlara ulaşmak için daha kolay ve kabul edilebilir bir yol olmakta...

Nasıl ki ABD’nin şer üçgeninin bir köşe olarak ortaya koyduğu Kuzey Kore ile yumuşamasının arkasında Rusya ve Çin’in kolaylaştırıcılığı varsa Türkiye için de diğer devletlerle ilişkilerde bu kolaylaştırıcılığa gidilmesi anlamlı olur.

Bunun ilk meyvesi Azerbaycan kolaylaştırıcılığı ile İsrail ilişkileri olduysa ikincisi de Katar ile Mısır ilişkileri oldu.

Katar bu anlamda önemli bir görev edindi.

Aynı yolu Yunanistan ile de yürümeliyiz.

Yunanistan ekonomisinde etkili roller üstlenmekten ve kolaylaştıracak aracılarla yumuşatma sürecine gitmekten başka bir yolumuz yok.

Yoksa ne PKK’nın ne da YPG’nin hiçbir yere gideceği yok.

Fransa ile Afrika’daki rekabetimizin son bulma ihtimali neredeyse imkânsız olduğu için Avrupa’ya giriş biletinin Fransızlar tarafından bize kesilmeyeceği iyice belli oldu.

Bunu iyi bilen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önce Şanghay İşbirliği Örgütü’nde yaptığı çağrı ile göz dağı vermesi Rusya’nın “NATO’dan ayrılmadan olmaz” çıkışıyla gölgelense de Türk Devletleri Teşkilatı zirvesinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin gözlemci üye olarak kabul edilmesinden sonra gelen AB çağrısı ise bu sefer hedefini buldu.

Türk Devletleri oldukça hassas yönetimleri sahip.

İçlerinde demokrasiye en yakın olanı Kazakistan...

Orada yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 80 oy alan Tokayev’in yüzde 20 karşıt oy alması esas demokrasiyi gösteren unsur.


Demokraside sizi var eden karşıtınızla yürütülebilir bir ilişki kurabilmiş olmanızdır.

Aynı İtalya’da Meloni’nin yaptığı gibi...

Yakın zamanda Aşırı sağ ve aşırı solda yükselişler olması pek muhtemel görünüyor.

Demokrasinin aşırılıkları sistem içinde çözme ehliyeti vermesi sistemi ayakta tutan en büyük özellik olsa da bazen güvenlik gerekçesi bu kapsamda sınırlandırıcı bir rol üstlenebiliyor.

Avrupa’nın demokrasi beşiği olarak görülen ülkesi Fransa’nın aslında oldukça faşist tutumları öncelediği bir yapı kurması bu anlamda Türkiye’nin ekonomik bütünleşme olarak Avrupa’da bir yol yürümesini iyiden iyiye zora sokuyor.

Tüm bu kapsamda Türk Devletlerinde orta gelir grubunu geliştirerek demokrasiyi yükseltme hedefi belirlenirken görece düşman ülkelerde yapılacak stratejik yatırımlarla riskleri azaltacak politikalara girilmesi epey önem arz ediyor.

Aynı Çin’in ABD tahvillerini alarak ABD’nin ekonomik saldırganlığını bir noktada sınırlaması gibi...

Türkiye’nin Türk Devletleri ile Türk Enerji Birliği’ni kurması bu kapsamda çok ama çok önemli.

Dünyanın karbon sıfır politikalarına ağırlık vermeye başladığı ve yeşil mutabakatı merkeze aldığı bir dönemde nükleer güç ile baz yükü kaldıracak enerji atılımı yapılmasının yanında doğal gaz rezervleri ile çevreci dönüşümü sağlaması mümkün.

Nükleerde Türk Dünyası'nın dünyada yer edinecek bir süreci girmesi için çok hızlı adımların atılması gelecekte söz sahibi olunmasını sağlayacaktır.

Enerji, ekonomi ve demokrasi artan işbirliğinin yolu ise Mısır ile bu adım ilerletilmeli, Yunanistan ile yeni bir hikâye yazılmalı, Türk Devletleri ile yoğunlaştırılmış programlara imza atılmalı.

Aksi takdirde ABD’nin uzun metrajlı politikalarından uzaklaşılamayacağı gibi hedeflerin dönüştürülmeye çalışıldığı bir dünyaya geri döneriz.

Çünkü ABD’nin göçmen politikasının önünde devletlerin genç ve eğitimli nüfus adımları baş edemez.

Biz vatandaşlık satarken adamlar beyin göçünü ve girişimciliği sürdürmeye devam ediyor.

Bu yaklaşım yüz yıl sürse bile hiçbir şeyi değiştirmeyeceği ortada...

Diğer devletlerin eğitim ve sosyal alt yapı yatırımlarının meyvelerini Amerikalılara kaptırdığı bir dünya dönmeye devam edecek.

Esas politikayı görerek ekonomik ve siyasi hedefleri revize etmenin ne kadar önemli olduğunu görülmeli.

Benden söylemesi...



22.11.2022 tarihinde Milat Gazetesi'nde yayımlanan yazıya buradan ulaşabilirsiniz.






0 yorum: