Siyaseti çok konuşuyoruz, ara ara da siyaset yapma usulleri konusunda birbirimize hayıflanıyoruz.
“Ya arkadaş bu siyasetçilerdeki dile baksana ne kadar da
kutuplaştırıcı değil mi?” minvalinden cümlelerde uzlaştığımız sohbetlerimiz
oluyor.
Bazen yanlışta ittifak ediyoruz bazen de doğruda...
Bazen kin tutuyoruz bazen de merhametten celladımıza kıyamıyoruz.
Biz böyleyiz, ne yapalım...
Uçlarda yaşıyoruz.
Sevdik mi tam seviyoruz.
Söversek de âlâsını yapıyoruz.
Bunlar toplumumuzun kronikleşmiş kodları...
Ama ölçüsüzlük hâli biraz da "ben merkezli" olmaktan
kaynaklanıyor.
Hepimizin her şey hakkında bir fikri var, her sorunun çözümü
konusunda bir yaklaşımı var.
Duruşumuzu müzakere etmek yerine yanımızda duran insanları
karşımıza alarak dikte etme zeminine ne kadar da çabuk geliyoruz, değil mi?
Dün New York’ta dairede kalan, Batı’nın imkânlarını sonuna
kadar tüketen Tarkan’ın -çocuğunun olmasından mı yoksa yaşının ilerlemesinden mi
bilinmez- bir anda gelecek kaygısı ile “Geççek” dediğini gördük.
"İmparator" dediğimiz Fatih Terim ile İbrahim Tatlıses’e
yakışan şeyler neden Mega Star Tarkan’a da yakışmasın ki?
Yakışır, yakışır tabii de...
Türk Sanat Musikisine olan ilgisini bildiğimiz ve birçok
eserinde Türkçe hâkimiyetine ihtimam gösteren Tarkan, “Geççek”ten daha
iyisini yapabilirdi.
Acaba o da mesleki körelmeyi yaşıyor da muhalefetin satın alacağı ürünü çıkararak pazara mı oynuyor, ne dersiniz?
Yaşları ilerleyen, aynı zamanda çocukları olan ünlüler kervanına katılanlar arasında çok dikkat çekenlerden biri de Cem Yılmaz...
O da son performansıyla çok konuşuldu.
Bir iki derken; “Ünlüleri evlatlarının geleceği korkusu sarmış.” demek geliyor içimden...
İşin latifesi bir yana hepimiz evlatlarımız, yani geleceğimiz için endişeleniyoruz.
Onlar için daha iyi bir gelecek kurulmasını istiyoruz.
Ama daha çok hayatın bize dayattığı ve doymak bilmez o “Başarılı”
unvanına erişmek için yaptıklarımızın getirdiği yetersizlik hâlini çocuklarımız
üzerinden elde edeceğimiz başarılarla gidermeye odaklıyoruz.
Zamanın sorumluluğunu ne de güzel üzerimizden atıp, “Yaptığımız
her şey çocuklarımız için” deyiveriyoruz.
İç dünyamızda bastırdığımız bu ağır gerçeklik ile
yüzleşmekten kaçmak için meydanlarda bağıranlara nasıl da teslim oluyoruz değil
mi?
Eleştirmek güzel bir şeydir.
Muhalefet ya da iktidar destekçisi olmak koşulsuz itaat
etmek değil.
Beceriksizlik ve korkaklığın getirdiği ruh hâlini topluma
mâl etme çabası sadece...
Nasıl ki elektrik zamları konusunda muhalefetin tutumu iktidarın adım atmasına neden olduysa daha fazlası da yapılabilir.
Keskin olmak kimse için fayda sağlamıyor.
“Ya sev ya terk et” mantığından uzaklaşarak adım atmamız
gerekiyor.
Muhalefetin iktidar ile masaya oturacağı alanlar hâlâ var.
Parlamenter sisteme dönüş yerine ortak akılla hangi
sorunların çözülebileceğini konuşmak muhalefete de iktidara da daha fazla puan
kazandırır.
Başkanlık sisteminde en büyük belirleyicinin "kararsızlar" olduğu kimsenin aklından çıkmamalı.
SURİYELİLER GERİ
DÖNMEK İSTİYOR MU?
Türkiye’deki Suriyelilerin düzenlemiş olduğu “Güvenli Ortam
ve Suriyelilerin Onurlu Geri Dönüşü” sempozyumunda önemli konulara değinildi.
Uzmanlar tarafından geri dönüş için yeniden imarın ve demokratik
ortamın sağlanması gerekliliği üzerine birçok konuşma yapıldı.
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya geri dönüş konusunda Suriyelilerin
ne düşündüğünü sordum.
Yaptıkları araştırmayı açıkladı.
“Gelecek ile ilgili nasıl bir planınız var?” sorusuna verilen
cevaplar:
·
Yüzde 3,1 Suriye’ye hiç geri dönmeyi düşünmüyor.
·
Yüzde 28 savaş biterse ve istediği yönetim
olursa dönmek istiyor.
·
Yüzde 18 Suriye’de savaş biterse ve istedikleri
bir yönetim olmazsa bile geri dönmek istiyor.
·
Yüzde 12 Suriye’de güvenli bölge oluşursa dönecek.
·
Yüzde 4,1 Suriye’de savaş devam etse de dönecek.
·
Yüzde 38’i ise daha kararını verememiş.
Şu an Türkiye’de 5,5 milyon yabancı yaşıyor.
4 milyonu mülteci ve bunların 3 milyon 700 bini de Suriyeli.
Ne dostlar ne de düşman; sadece mazlumlar.
15.02.2022 tarihinde Milat Gazetesi'nde yayımlanan yazıya buradan ulaşabilirsiniz.
0 yorum:
Yorumunuz kısa zamanda yayımlanacaktır.
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.