Siyasetin doğası gereği ideolojik dayanaklar ya da politik temellendirmeler gereğince ortaya atılan fikirlerin her zaman bir ötekisi olmuştur.
İktidar-Muhalefet anlayışı, bilimsel ilerlemenin manifestosu
olan Tez-Anti Tez-Sentez olarak da ifade edilen Hegel diyalektiğini esas alır.
| Georg Wilhelm Friedrich Hegel |
Bilimde asıl amaç insanlığa fayda üretmek iken politika için
bu durum bazen değişebilir.
Politika, ulusal çıkarlardan başlayıp siyaseti yapanların
münferit çıkarlarına kadar ki silsilede güç ve arzular arasında oluşturulan
dengede görece rızanın sağlanması esasına dayanır.
Bu uzlaşıyı sağlamak için liderin ortaya koyduğu karakter profili bir ölçek oluştururken toplumun bakış açısı ile yurt içi ve yurt dışına dayanan etki alanları da politikanın içindeki birçok tarafça manipülasyona araç ya da konu edilebilir.
Bu tanımlamayı gerekli kılan mesele Türkiye’nin siyaset
üretim anlayışıyla doğrudan ilintili...
Çünkü Türkiye’de üretilen siyasetin halka dayandığı iddiası
herkesin dilinde olmasına rağmen halka sorun ve çözüm noktasında ortaya koyulan
çaba bu söylemle eşit olmaz.
Bunun altındaki sosyolojik gerçeklik; aklı başında birçok
uzman ve kanaat önderince hâlen bile sıklıkla dile getiriliyor, yazılıyor,
çiziliyor.
Bunu anlamak için gündüz kuşakları ile akşam dizileri başta
olmak üzere insanları tüketici olarak sınıflandıran araçlardan sıyrılıp ruhu
emen reklam ve pazarlama oyunlarından bir süre uzaklaşmak yeter de artar
bile...
Siyasetin o dalgalı ve karışık söylem karmaşasını anlamak
zor olsa da gerçek, ayan beyan ortada aslında...
Devlet mekanizmasıyla oluşturulan, halka dayalı gücün yine
demokratik yönetimlerin garantisi olan halkın sağladığı meşruiyet ile bu gücü kullanma, politikanın esas amacıdır.
Bu döngü darbeler, dış baskılar ya da içeride yapılan
siyasi oyunlar ile kırılabilir.
Muhalefetin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2023 seçimlerinde aday
olamayacağı yönündeki iddiaları buna güzel bir örnek.
Anayasa da bir kişinin cumhurbaşkanı seçimi için şartsız iki
dönem, şarta bağlı olarak da ancak üç dönem seçilebileceği yazıyor.
TBMM Başkanı Mustafa Şentop, sistemin değişiminden önceki dönemde
yapılan Cumhurbaşkanlığı’nın bu görev süresi sınırlandırmasında esas
alınamayacağını söylese de muhalefet cephesinin bu konuda hukuki bir dayanak
ile bir süredir hazırlık içinde olduğunu duyuyorduk.
Hatta Cumhur İttifakı tarafından getirilecek bir erken seçim
kararı ile siyasetin kafasındaki karışıklığa fırsat vermeme seçeneği de masada
yer alıyordu.
Muhalefet cephesindeki kurmaylarla yaptığım görüşmelerde
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın adaylık konusuyla ilgili bir itirazda
bulunulmayacağını öğrendim.
Ekonomideki gidişin getirdiği durumla vatandaştaki rüzgârı
arkasına alan muhalefetin sonunda iktidar ile tam uzlaşı sağladığı bir konu
bulabildik.
Tabii bu durum Türkiye siyaseti için yine de geçerli bir
yaklaşım olmaz.
Çünkü rüzgar tersine döner ve 2023 yılında açıklanan kamuoyu
araştırma anketlerinin aksine sonuçlar ortaya çıkar ve durum tersine dönerse
muhalefetin sağlanan bu tek uzlaşıdan çark edeceğini şimdiden söylemeyi üzerime
bir borç biliyorum.
Ama şu gerçekliği de ortaya koymak gerekiyor.
Vatandaşın tercihi ile devlet gücünü yönetme konusunda
meşrulaştırılan bir iradenin önünde hiçbir şey duramaz.
Halkta karşılığı olmayan, uygulanamaz nitelikte ve güç
kullanarak oluşturulan hiçbir kanunun ve kuralın sürdürülemeyeceği gerçeği ile
halkın sağlayacağı meşruiyetin hiçbir sınırlandırmaya tâbi tutulamayacağı
gerçeği ile dünyadan ayrışsa da Türkiye siyasetinin asla yıkılamayan olgusudur.
22.01.2022 tarihinde Milat Gazetesi'nde yayımlanan yazıya buradan ulaşabilirsiniz.
0 yorum:
Yorumunuz kısa zamanda yayımlanacaktır.
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.