Türkiye’nin yüreği hem Batı hem de Doğu’daki hadiselerden dolayı yanıyor.
Meriç’in batısı ile Artvin’in doğusu Türkiye’nin hem geçmişi hem de geleceği...
Bugün Yunanistan
sınırları içerisinde yer alan Batı
Trakya’da 150 bin civarında Müslüman Türk yaşıyor.
1363 yılında yani İstanbul’dan çok çok önce fethedilen Batı
Trakya’nın Müslümanlaşması kader ağının ilk teli oldu.
Kurtuluş Savaşı
sonrasında sınırları ayrılsa da kaderi ayrılmayan Türklerin, Batı Trakya’daki
şubesinde ne cefalar çekildi ki sorma mihrim...
Atatürk’ün makus talih, diye tanımladığını Anadolu’da yensek
de Türk’ün kaderi ne kadar değişti üstadım?
Çaba var...
Batı Trakya’da Dr.
Sadık Ahmet’in yaptıklarının Nursultan
Nazarbayev’den aşağı kalır yanı olabilir mi hiç?
Naim Süleymanoğlu
filmiyle Türklerin Bulgaristan şubesindeki kanlı hatıraları daha yeni kanlı canlı yaşamadık mı sanki?
Orta Asya’da benzer bir kaderi hayata geçiren Kazakistan ise SSCB döneminde başına bela olan güçlerden 30 sene önce “Kurtuldum” dedi, ama nerdee!...
Bir yanında Rusya,
diğer yanında ise Çin; sürekli
olarak toprak taleplerinde bulundu.
Utanmadan “Hediye
ettik” bile dediler.
Kazakistan, Rus
ve Alman vatandaşlarının çokluğu
hatta Türklerin azınlık halinde doğan prematüre bir bebek gibiydi.
Cılız nefes alıyordu. “Canı
gidecek” diye korkulurdu.
Sessiz ve ürkütmeden sorunlar çözülmeye çalışıldı.
30 yıl boyunca yabancı
yatırım çekildi. Kazak nüfusu artıracak önlemleri peşi sıra atıldı.
Ama her büyük krizden sonra güven bunalımı yaşayanların
yaptığı gibi en çok güvendikleriyle çalışma burada da kendisini gösterdi.
Bu süreçte kamu imkânlarından Nursultan Nazarbayev’in en
yakınlarının faydalanması pek tabii olarak halkın da gözüne battı.
Madem kaderimiz ortak, o zaman imkânlar da ortak olmalıydı,
değil mi?
Bölgenin yaşadığı zorluk, Türk devletlerinin birbirlerine
karşı yaşadıkları güvensizlik, Çin ve Rusya tehdidinin yanında bir anda “Biz kardeşiz” diye beliren Türkiye’nin
de milenyuma kadar süren tahakküm altına almaya çalışan adımları Türk
Devletlerinin yaşadıklarının bir özeti gibi...
İsmail Cem’in de
katkı sunduğu ama AK Partiyle
birlikte başlayan uyumlaştırma ve saygı politikası işte tam da Türk
devletlerinin aradığı sıcaklıktı.
| İsmail Cem Dışişleri Eski Bakanı (Rahmetli) |
Bir de Rusya’ya Çeçenistan
ile diyet ödenince Türkiye’nin Soğuk
Savaş sonrasında Güney ve Doğu’daki hayali canlandı.
Türk devletlerinin gelişmesi sürecinde geçilen çetrefilli
yollara bakılınca aslında ne büyük tehditler bertaraf edilmiş ve ne imkânlar
kaçırılmış daha iyi anlaşılır.
Ama şurası bir gerçek, Türk
Dünyası içinde ön görüsü en yüksek olan lider Nursultan Nazarbayev’dir.
Tokayev’e kendi
elleri ile koltuğu devretmesinin yanı sıra Türk
Konseyi’nin ve bugün ülkeye doluşan Kolektif
Güvenlik Anlaşması Örgütü’nün bir arada yürütüldüğü hassas denge çok iyi
anlaşılmalı.
Halkın yaşadığı zorlukları göz ardı etmek bugünün
yönetimlerinin dışarıda bırakamayacağı bir konu olsa da Türk Devletleri Teşkilatı (TDT)’nın kurulmasından bu yana Rusya ve
Çin tarafından yüksek tehdit algılamasının gündeme gelmesi yabana atılmamalı.
Aksakalımız Binali
Yıldırım’ın, “Rusya ve Çin, TDT’nın
doğal üyesidir.” açıklaması boşuna değildi.
Bu işte çok ciddi istihbarat savaşları var. Detaylara
dikkat!...
Kazak halkının sosyal medyaya da yansıyan mesajına tekrar
tekrar bakalım:
“Biz halkız, terörist değiliz.”
Bu ifade, Kazak yönetimi için de Yunanistan’ın boyunduruğu
altında tutulan Batı Trakya Türkleri için de geçerli.
Tecrübemiz farklı olsa da kaderimiz ortak.
08.01.2022 tarihinde Milat Gazetesi'nde yayımlanan yazıya buradan ulaşabilirsiniz.
0 yorum:
Yorumunuz kısa zamanda yayımlanacaktır.
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.