23 Kasım 2021 Salı

GIDA ENFLASYONU, ENERJİ VE PARA POLİTİKASI

Türkiye Ekmek Üreticileri İşverenleri Sendikası ( TESİS) tarafından yapılan açıklamaya göre ekmek fiyatlarında artış yapılarak ekmeğin yeni fiyatının 3-4 TL’ye satılacağı ilen edildi.

Gerekçe olarak ise piyasada un bulunamadığı için fiyatlardaki 4 kata varan artışlar gösterildi.

Talep tarafında bir büyüme olmamasına yani vatandaş daha fazla ekmek almamasına rağmen un fiyatlarındaki bu artışta akaryakıt, doğal gaz ve elektrik başta olmak odun ve kömürdeki neredeyse 10 kata varan fiyat artışlarının bir sonucu...

Doğal gaz ve akaryakıtta devlet destekleri olmasına rağmen odunda böyle bir destek yok.

Enflasyonist bir piyasada fiyatların dalgalanması yani paranın değerinin sabit kalmaması her şeyin ardı ardına zamlanmasına neden oluyor.

Piyasalar için öngörülemezliği beraberinde getiren bu durum  stokçuluğu artırıyor.


Fiyatların sabit olmadığı dönemlerde malların satılmak yerine stok yapılması zamları kaçırma korkusunun bir sonucu.

Bunun dışında piyasayı kasıtlı bir şekilde manipüle edecek kadar mal stoklayanlar zaten yasal olarak suç işlemiş oluyor.

Bu örnek pek sık olmasa da bazen ortaya çıkabiliyor.

Ama esnafın, tüccarın kârını korumak için mal stoklama refleksini geliştirmesi ortak bir reflekse dönüştüğü için piyasa üzerinde bir manipülasyon etkisine neden oluyor.

Enflasyon döneminde stokçuluğu aşmak zor.

Her işletmenin başına bir denetçi dikilemeyeceği için üretimi artırmak enflasyon ile mücadelenin en temel yolu.

Bir diğer yol da para politikaları...

Merkez Bankası’nın faizlere ilişkin alacağı karar ile para arzında değişiklik yapılması yani likidite bollaşması ya da daraltılması yoluyla fiyatlarda istikrar sağlanmaya çalışılıyor.


Para politikasındaki sıkı duruşta bir gevşeme olur ve likidite artırıcı tedbirler devreye alınırsa fiyatları baskılamak için üretimi artırmaktan başka bir çare yok.

Bunu sağlayacak teşvikleri vermek hükümetin sorumluluğu iken yatırımları yapmak da iş insanlarının sorumluluğunda olan bir konu.

Kâr olmasına rağmen iş insanlarının yatırımdan uzak durması volatilitenin yani fiyat dalgalanmasının yüksekliğinden kaynaklı bir durumdur esasında.

Sanayi ürünlerinde üretimi artırma için nispeten daha kolay yatırımlar yapılabilirken tarım ürünlerinde ise bu durum maalesef pek de mümkün değil.

Çünkü ne kadar kaynak aktarsanız dahi buğday elde edemezsiniz.

Tarım ürünlerinin net bir zaman maliyeti var.

Bunu aşmanın yolu tarımsal teşviklerle ve üretim planlamalarıyla doğru orantılı politikalar geliştirmek.

Türkiye serbest piyasa ilkesine olabildiğince bağlı kalmaya çalışıyor.

Tarım sektöründe de serbest piyasa şartlarını oluşturmak için birçok kanuni düzenleme yapılmasına rağmen köylünün üretim refleksinde bir değişim meydana gelmiyor.

Kooperatifçilik yaygınlaştırılamıyor.

Bu da her yıl bir türlü çözülemeyen gıda enflasyonu sorununu beraberinde getiriyor.

Tarım konusunda biraz daha devletçi bir yönelim kısa zamanlı olarak daha çok fayda sağlayabilir.

Enerji maliyetlerini azaltmak için üreticiler arasında kurulan rekabet ortamının yanında tüketiciler arasında da rekabet ortamının oluşturulması verimliliği artıracaktır.

Elektrikte tüketime bağlı faturalandırma çalışması bugün komisyonda konuşulacak.

Muhtemelen Çarşamba günü de Meclis’te yasalaşacaktır.

İlgili kanunda şarj istasyonlarından tutun da diğer enerji türlerinde de farklı tarifeler oluşturulmasına imkan sağlayacak birçok yeni adımın atılması için EPDK’ya yetki veriyor.


Eşel mobil sistemindeki desteklerin tükenmesiyle akaryakıtta sağlanan fonlamanın sonuna gelinmesi yeni bir fonlama modeli olmazsa enerjideki yükselmeye bağlı olarak yeni bir zam dalgasını da getirebilir.

Enflasyonla mücadele ve doğrudan yabancı yatırım için fiyat istikrarını sağlayacak adımların atılması çok elzem.


23.11.2021 tarihinde Milat Gazetesi'nde yayımlanan yazıya buradan ulaşabilirsiniz.




0 yorum: