6 Temmuz 2021 Salı

İSTİHDAM MI ENFLASYON MU SEÇİLECEK

Türkiye ekonomisinde ara formülleri bulmak epey zor.

Emtianın ve ara mallarının bir kısmının yurt dışından gelmesi kur şoklarının yaşandığı dönemlerde ön görülemez enflasyon artışlarını beraberinde getiriyor.

Geçtiğimiz hafta Ticaret Bakanı Mehmet Muş , ihracat rakamlarını dünyada kullanılan farklı uygulamalardaki duruma göre kapsamlı bir şekilde açıkladı.

Ticaret Bakanı Mehmet Muş

Böyle bir açıklama takdire şayan doğrusu.

Bakanlarımızın birçoğu şifahi açıklamayı tercih ediyor.

Çok az bakan alanıyla ilgili parasal verileri kamuoyuyla paylaşıyor.

Vatandaşların toplanan vergilerin nerede kullanıldığını öğrenme hakkı çoğu zaman unutuluyor.

Türkiye için bir siyaset alışkanlığı olsa da toplanan vergilerin nerede harcandığı çok açık bir şekilde anlatılmalı.

Yani hesap verilebilirlik olmalı.

Sayıştay milletin ortak aklı olan TBMM adına vatandaşın menfaati için gerekli denetlemeleri yerine getiriyor.

Ortaya çıkan usulsüzlükler ise savcıların görev alanına giriyor.

Hemen bir kamu davası açılarak kamunun hakkını aranıyor.

Teorikte bu şekilde yürütülmesi  gereken sistemde aksaklıklar olduğunu söylemek malumun ilanı olur.

Yargının bu meselelerle daha fazla ilgilenmesini sağlayacak 4.Yargı Paketi TBMM’de bu hafta görüşülecek.


Yargı paketleriyle yavaş yavaş ilerleyen yapısal reformların daha da hızlanması gerekiyor.

Hızlanmaya en büyük gerekçe ise TÜİK tarafından açıklanan haziran enflasyon oranlarıyla oldu.

Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), bir önceki aya göre yüzde 1,94 oranında artışla haziran ayında bir önceki yıla göre yüzde 17,53 olarak gerçekleşti.

Beklentileri bir puan aşıldı.

Merkez Bankası'nın yüzde 19 fonlama faizine rağmen normalleşmeyle beraber iç piyasada artan talebin enflasyonu artırdığına inanılıyor.

Ama asıl sorun üreticilerin artan maliyetinde saklı.

Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) bir önceki aya göre yüzde 4,01 artış sergileyerek haziran ayında önceki yıla göre yüzde 42,89 seviyesinde ölçüldü.

Pandemiyle küçülen ekonomileri dengede tutmak isteyen devletler bol para arzıyla harcamaya devam edilmesini sağlayarak ekonomilerinin küçülmesini engellemeye çalıştılar.

Fakat piyasaya verilen bu paraların büyük çoğunluğu finansal piyasalara aktı.

Pandemide işsiz kalan insanlar da finansal piyasalara ilgi gösterince üretim artışını sağlayacak kaynakların finansal araçlara yönelmesinin zengini daha zengin fakiri daha fakir hale getirdiği görüldü.

Tüm dünyada aşılamanın etkisiyle bir anda artan talep patlaması, emtia ve ara mallarında maliyetleri yükseltti.

Bir de üstüne TL’nin yabancı paralara karşı değer kaybetmesi üreticilerin maliyetlerini bir yılda yüzde 43’e yakın oranda artırdı.

Buna rağmen tüketiciye yansıyan enflasyon oranı ise ancak yüzde 18 sınırında kaldı.

Üretici bu farkı bir şekilde kapatacaktır.

Üretici maliyetlerindeki artış nedeniyle yapılacak zamları frenlemek için ithalatın sıfırlanması iç piyasanın üretim iştahını düşürecek bu da istihdam verilerine olumsuz yansıyacaktır.

Bir asgari ücretlinin işverene maliyetinin bugünün kuruyla 485 ABD doları (4.203,56 TL) olması aynı ücretin Çin’de 531 ABD Dolar, Vietnam’da ise 250 ABD Doları bulması Türkiye aslında avantajlı bir dönemeçte bulunduğunu gösteriyor.


Ticaret Bakanlığı ithalat ve ihracat kalemlerini kamuoyuna bir bir ilan edecek bir sistem geliştirir bunların maliyet ve satış fiyatlarını da bu sisteme işlerse bir de buna Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile teknoloji desteği Hazine ve Maliye Bakanlığı ile de vergi kolaylığı getirilirse ihracatta artışın önünü hiçbir şey almaz.

Üstelik yabancı yatırımcıya bile ihtiyaç duymadan yapılabilir.

“Gerçekten olur mu?” diyen kıymetli okuyucularım. Kesinlikle olur...

Bunların yanına bir de;

Etik Yasası, Kopenhag Kriterleri ve Mali Kural zorunlulukları eklenirse sen gör o zaman...

Kamu yatırımlarının (stratejik ve istihbarat içerikli olanlar hariç) şeffaf, anlaşılır ve ulaşılabilir veriler çerçevesinde kamuoyunun denetimine sunulması sistemde üreyen/üretilen paranoyaları yok eder.

Ben bir de bunlara Anayasa Değişikliği ile iktidarların (Merkezi ve Yerel Yönetimler) ancak yönetim sürelerinde ödeyebilecekleri kadar borçlanması eklenirse bu iş tamamdır.


06.07.2021 tarihinde Milat Gazetesi'nde yayımlanan yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

0 yorum: