Osmanlı döneminde Türkler, uygulanan iskân politikası nedeniyle Balkanların dört bir yanına dağıtılmıştı.
Yüzyıllar boyunca bulundukları toprakları vatan belleyen Türkler,
1800’lü yıllar boyunca Osmanlı Devleti’nin yaşadığı küçülme ile bambaşka bir
şok yaşadı.
Avrupa’nın Haçlı Seferleriyle ötekileştirdiği Osmanlı’ya
duyduğu kin, Avusturya hezimeti sonrasında politikaya dönüştü.
Faturası da Balkanlardaki Türklere kesildi.
Göç etmeyen ya da “Burası benim vatanım” diyerek terk etmeyenler
büyük zulümlerle karşılaştı.
Yurtdışında kalan Türklerin Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra
kurulan düzende daha büyük bir risk olarak görülmesi bu insanlara yapılan
zulmün daha da artmasına neden oldu.
İkinci Dünya Savaşından sonra ise Türklere karşı “kırım” politikası hayata geçirildi.
Naim Süleymanoğlu’nun sinema filminde Bulgaristan’daki
Türklere yapılanlar detaylıca işlendi.
Kısmi mübadelelerle Yunanistan ve Bulgaristan’daki nüfusun
bir kısmını Anadolu’ya getirdik.
Ama bir kısım soydaşımız “vatanım” dediği Balkanlardan ana
vatana göçmeyerek zor olanı seçti.
Nereye gitseler “gavur” damgası yediler.
Yaşadıkları zorluklar Anadolu halkının Millî Mücadele
döneminde yaşadıklarından pek de farklı değil.
Biri ana yurdu tutarken bir diğeri de hayalleri, geleceği
tuttu.
Nitekim onlarca yıllık bir sürenin sonunda Türkiye’nin bugün
gelecek vizyonunu ortaya koyacak zemin oldular.
Bazıları Osmanlı’dan kalanlar olarak, bazıları da çalışmak
için gittikleri Fransa, Almanya, ABD, Kanada, Avustralya’da Türk diasporası kimliğine
kavuştular.
Bugün, Libya’daki Kuloğlu(Köroğlu) Türkleri olmasa
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de hali nice olurdu!
Türkiye’nin yurtdışında yaşayan Türk soydaşlar için genel
yaklaşımı barışçıl oldu.
Dış ilişiklerde İlgili ülkelerle iyi ilişkiler geliştirilme ana
hedefler arasında yer alırken yerleşik Türkler için ise mütekabiliyet ilkesi
esas politika oldu.
Bu konuda hala sorun yaşadığımız iki ülke var.
Biri Yunanistan bir diğeri de Almanya...
Önce Ayasofya’nın açılması ardından Taksim Camii’nin
açılması toplumda farklı seslerin çıkmasına neden oldu.
Hukuki zeminde ilerleyen bir süreç ile hareket edilmesi
tartışmaları bir miktar frenlese de yine de toplumda ayırma neden olduğu
ortada...
Tam bu süreçte Taksim Camii’nde Alevi vatandaşlar için
Cemevi de bulundurulduğu yönündeki haber dikkati çekiyor.
Alevi vatandaşları harekete geçiren bir yaklaşım var burada.
Çok tehlikeli.
Bana sorarsanız bu işin arkasında başka bir şey var.
Almanya’da "One House” adıyla semavi dinlerin temsil edildiği
bir ibadethane projesi hayata geçirildi.
Müslümanlar adına da Almanya’daki FETÖ yerleşiklerinin
muhatap alınması aslında bu projenin amacını ortaya koyuyor.
![]() |
| Almanya'daki One House projesinde Müslüman tarafı olarak FETÖ muhatap alındı |
Diasporamızın oluşumdan bu yana samimiyeti sürekli olarak sorgulanan, üstelik dine mesafeli bir tarihi oluşuyla da böyle bir projeye imza atan Almanya’ya Dışişleri Bakanlığından açıkça gösterilen tepki sonrasında Taksim Camii için suyu bulandırma ve kardeşi kardeşe kırdırma adımı gelmesi ister istemez “Bir bağlantı var mı acaba?” sorusunu aklıma getiriyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı’na konuyu sordum.
Taksim Camii için ortaya koyulan iddiaların asılsız olduğunu
söylediler.
Daha Cemevlerinin statüsü tam olarak belirlenmemişken bu
yapılanın Ergenekon’da olduğu gibi Alevi vatandaşları yıpratmak üzerine kurulu
bir oyun olduğu hissine kapılıyorum.
Aman dikkat!
Yunanistan ve Almanya ile sıcak tutulmaya çalışılan
ilişkilerde önemli bir denge unsuru olarak yer alan Türk diasporasının ülkeler
arasındaki ticarette daha fazla rol alması gerekiyor.
Bu yolla Avrupa’nın ekonomik entegrasyon sürecindeki gibi
bir süreçle sorunların daha kolay çözülmesini beraberinde getirebilir.
Gurbetçilere bedelli askerlikten ya da dönercilikten daha
fazla bir misyon biçmemiz gerekiyor.
01.06.2021 tarihinde Milat Gazetesi'nde yayımlanan yazıya buradan ulaşabilirsiniz.



0 yorum:
Yorumunuz kısa zamanda yayımlanacaktır.
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.