25 Mart 2020 Çarşamba

MADEM BU KADAR DERT OLUYOR; KAPATILIM BANKALARI GİTSİN!

Bankaları hedefe koyan bir kesim var.

İşler iyi olduğunda: "banka bize para versin".

İşler kötü olduğunda: "banka borçlarımızı silsin".

Birtakım özel durumları olsa da banka denilen kuruluş neticede bir işletme…

Hayır işlerini yapan yerler vakıflardır.

Bankalar kâr amacı güderek çalışır.

Yurtdışı ya da yurtiçindeki sermaye sahipleri, bankalar kurarak sermayelerinin bir kısmını yatırım yapılması ya da geçici ihtiyaçların giderilmesi için halka dağıtır.

Halk bu parayı alır yatırım yapar ya da ihtiyaçlarını giderir.

Eğer sistemin ağır tarafı yatırım yapma üzerine kurulu değilse o zaman alınan paralar, sistemde biriken bir zarara veya en iyi senaryo ile büyük bir verimsizliğe dönüşür.

Sistem kâr üretmez olur.

İşletilemez.

Bankaları İstemeyenlere Öneriler

Kur’an’da, ihtiyaç sahibine “Borç verin” ifadesi yer alır.

Madem bankalar çok kötü, o zaman ihtiyaç sahiplerine ya da yatırım yapmak isteyenlere gerekli finansmanı vatandaşlar versin.

Emir açık.

Herkes akrabası, komşusu ya da arkadaşı yakınlığındaki ihtiyaç sahibine borç verirse o zaman bankalara ihtiyaç kalmaz.

“Peki fabrika kurmak isteyenler ne olacak?” diyenler:

Gün yapın kardeşim.

Madem bendeki para az diyorsun, birleştir yüz kişiyi, bin kişiyi gün yap. On milyon baloncuk olsun.

Çıksın yatırım parası…

Tabii bunlar mümkün değil. Bunu herkes çok iyi biliyor.

Çünkü güven yok.

İnsanlar bir başkasına paralarını verecek kadar güvenmiyorlar.

İşte bankalar da insanların doğasında var olan bu güvensizlik ortamından hayat buluyor.

Nasıl ki çok kişinin katılığı günlerde bile para “değer kaybetmesin” diye altına güveniliyorsa, bankalar ile parasını veren sermayedarlar da müşterilerinden bu güveni görmek istiyor.

Peki ne yapalım?

Birbirimiz kandırmayalım.

Bunu tekrar tekrar yapmak bizi hiçbir yere götürmez.

Çözüm üretelim.

İşin özü tasarruftan geçiyor.

Gerçekten ihtiyaç olmayan şeylere yatırım yapmaktan kaçınarak birikimleri artırmak ve akla yatkın ilk fırsatta da bu birikimleri yatırıma çevirmek gerekiyor.

Yatırım istihdamı, istihdam ise kalkınmayı getirir.

Emin olun o zaman kimse bankaların adını ağzına almayacaktır.

Ziya Öğretmen'e ayıp ediliyor

Koronavirüs pandemisi ile tüm dünya şoka girmişken,

Okullar bir anda tatil edilmişken,

“Bu çocuklara kim bakacak?” derdi genelge ile giderilmişken,

“Bir ay sonra” yapılsa bile kimse ses çıkarmayacakken,

Milli Eğitim Bakanı bu salgından biraz önce yenilenen Eğitim Bilişim Ağını hızlıca devreye alıp,

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk
Bunun yetmeyeceğini de düşünüp,

Televizyonlarda ders çekimi yaptırıp,

Sadece işini iyi yapmak istediği için,

Bu sorunlara bir de eğitim sorununu eklememek için gece gündüz çabalayıp,

Pozitif gündem oluşturmak isterken büyük bir ayıp ile karşı karşıya kalıyor.

Üstelik 1 milyon öğretmenin ve birçok alt kuruluşun yer aldığı devasa bir bürokrasi ordusunu harekete geçirerek, koordine ederek bu kadar hızlı bir şekilde uzaktan eğitime geçişin sağlanması büyük bir başarı olarak takdir edilecekken bak sen şu işe!..

Adnan Menderes olayı açıkça bir hata…

Zaten kimse de bunun aksini iddia etmiyor.

Ama çıkıyor bir güruh “#ZiyaSelçukİstifa” diyor

Ayıptır, yazıktır, günahtır.

Yapmayın.

Heves kırmayın.

Millî Eğitim Bakanlığı’nı siyasete malzeme etmeyin.

Orası hepimize lâzım.

"Tüküren Umreciler" Olayının Gerçekleri

Salgın nedeniyle yurda giriş yapan 372 bin vatandaşın 20 bini Umre ibadetini gerçekleşirmek için Allah'ın evi olan Kabe'nin Mekke'den gelenlerden oluşuyor.

Çıkıyor bazıları; “Vay efendim bunlar şöyle, bunlar böyle…”

Arkadaş, Umreci dediğin kişiler peygamber olup gelmiyorlar kutsal topraklardan.

Bu ne şiddet ne celâl kardeşim.

Sakin ol bi…

Garbını afakını çelik zırhlı duvarla bir ör bakalım.

İlk kafileler Sağlık Bakanlığı’nın ve Bilim Kurulu’nun tavsiyesi ile kontrollü bir şekilde evlerinde karantina altına girdiler.

Takmışlar bunlara.

“Vay efendim bunlarla gelenlerin, gidenlerin hepsi virüs kaptı. Koronavirüs’ü ülkemize bunlar yaydı.”

Yok abi öyle bir şey.

Git hastanelere bak.

İşin aslı ne peki?

O da şu anlatalım hemen:

Aynı dönemde yurtdışından 372 bin kişi geldi ve aynı kontrollerden geçerek evde karantina şartı ile Sağlık Bakanlığı tarafından evlerine gönderildi.

-Peki bu doğru bir uygulama mıydı?

Evet o zaman Türkiye’de bir vaka yoktu ve bu çok doğru bir uygulamaydı.

Türkiye’de vaka görülme riski artınca son gelen Umreciler için yurtlarda karantina altına alınma kararı alındı.

-Peki sonrasında ne oldu?

Hemen aktaralım.

KYK yurtlarında az biraz kalan öğrenciler yurtlardan çıkarıldı. Sonrasında Umreciler karantina amaçlı buraya yerleştirildi.

-“Ama o Umreciler yurtlarda bir sürü tantana çıkardı, üstelik bir de yurtlardan kaçmaya çalıştılar?”

O durum da öyle değil esasında.

Suudi Arabistan’da inşaat, hizmet sektörü vs. gibi çeşitli alanlarda çalışan 400 kişi de uçaklarda boş kalan koltuklara doldurularak Umrecilerle birlikte geldi.

Çıkan olayların bir kısmında bu kişilerin yer aldığına dair ciddi iddialar var.

Umrecilerden de katılanlar oldu elbette.

Ama Umreci demek bütün bir dini temsil eden kişi demek değil.

Yurtlarda yaşanan olaylardan sonra bazı kişilerin “Ben dinimi değiştireceğim” açıklamaları falan olmuş.

Burası özgür bir ülke herkes yasalar dâhilinde istediğini yapabilir.

Ben kendi inandığımı söyleyeyim:

Allah günah işlemeyen bir varlık isteseydi insanları hiç yaratmazdı.

İslâm dinine göre hayat başından sonuna kadar bir imtihan.

Her an, her olay bir imtihan.

İster dini önderlerden olun isterseniz normal vatandaş.

Bir sonraki kararınızın sizi nereye götüreceğini asla bilemezsiniz.

Kalpler Allah’ın elinde.

Sadece en iyisini yapmaya çalışın.



25.03.2020 tarihinde MİLAT GAZETESİ'nde yayımlanan yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

0 yorum:

Yorumunuz kısa zamanda yayımlanacaktır.

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.