7 Eylül 2022 Çarşamba

DEĞİŞİMİN HABERCİSİ BİR KIŞ

Bu kış birçok devletin geleceğini belirleyecek yönetim değişiklikleri başlayabilir.

Hükûmetler yıkılabilir hatta devletlerin sınırları değişebilir.

Bu kadar olaya ise sadece şu iki şey sebep olabilir: enerji ve yaptırım.

Pandemiden hızlı çıkış sonrasında gelen "hızlı normalleşme" petrole olan talebi bir anda artırdı.

Geçen yıl bu zamanlar "Petrol fiyatları nasıl düşürülecek?" diye kafa yoran tüm devletler üretimi artırmak için başta Suudi Arabistan olmak üzere Rusya ve diğer devletlere çağrıda bulunuyordu.

Çünkü pandemide kasaları boşalan devletler, işlerin açılmasını fırsat bilerek ekonomilerini bir an önce "toparlamak" istiyordu.

Ama bu plan pandeminin en çok kaybedeni petrol zengini devletlerin isteğinden sonra gelebilecekti.

Bu durum 1970’lerdeki petrol krizi gibi bir süreci yaşamamıza neden oldu.

Hatta OPEC’i bile lağvetmek akla geldi.

ABD her türlü tehdidi dile getirdi ve herkesle görüşme yaptı.

Çünkü Amerikalıların iktidar değişiminde petrol fiyatlarının çok büyük etkisi var.

Süper gücün en zayıf yanı su gibi petrol tüketiyor olması...

Avrupa’nın iki katını tüketip bununla Avrupa’nın neredeyse yarısı kadar bir ekonomi üreten petrol kullanımı var bizim kovboyların.

Tabii dünya düzeni böyle kurulmuş bir kere, yapacak bir şey yok.

Beklentileri karşılamak iktidarların olmazsa olmazı ne de olsa...

“Petrol savaşları mı çıkacak acaba?” derken bir de karşımıza Doğu Avrupa’da Rusya’nın Ukrayna’yı işgali çıktı.


Pandemi sonrasında ansızın gelen bir gündem ile ABD’nin sözde “sonuna kadar” desteğini kullanarak coşan Zelenski’nin kışkırttığı Rus ayısı, komşusuna saldırıverdi.

İşgal olayını sindirmeye çalışırken petrol fiyatları coştu da coştu.

Bütçeler zorlandı.

Bu arada Türkiye de, Çin’in 2030’da ABD’nin ekonomik olarak önüne geçeceği tahminlerini masaya yatırdı ve enerji ithalatçısı olmasına rağmen üretim üssü olacak bir politikayı yürürlüğe koymayı tercih etti.

Hâlbuki Türkiye’nin neredeyse tamamını ithal ettiği enerji kalemini azaltacak yatırımlara öncelik vermesi ve daha ileri teknolojiye odaklanması yerinde olabilirdi.

Bunun yerine üniversitelere alınan daha sonra büyük bir kitle hâline gelen üniversite mezunu gençlerin sanayiye yönlendirildiğini gördük.

Plansızlık kaynakların heba edilmesi anlamına geliyor.

Günü kurtaran politikalar ile yapılan salvolar kazanmışlık hissi yaşatsa da aslında gelecekteki kârlılığın yok edilmesine neden oluyor.

Türkiye’nin Singapur’dan ya da Tayvan’dan geri kalan bir yanı olmamasına rağmen bu ülkelerdeki üretim performansının yarısını bile yakalayamaması tamamen sistemle ilgili bir sorun.

Bu sorunu aşmak zorunda kalınabilir.

Pandemi döneminde ekonomilerin büzüşmesi sonrasında gelen seçimler, bir bir iktidar değişikliğini getirdi.

Seçim olmayan yerlerde iktidarların istifa ettiğini, seçimlerde de el değiştirdiğini görüyoruz.

Bu zamana kadar iktidarını koruyan tek lider Fransa’da Macron oldu.

Macron da Ulusal Meclis’te çoğunluğu kaybederek adeta bir topal ördek hâline geldi.

Türkiye’de de benzer bir senaryo gerçekleşebilir ama Avrupa’daki dönüşüm daha sert olacak gibi...

Putin, ABD ve Avrupa Birliği’nin yaptırımlarıyla sıkışan Rus halkının Ukrayna işgaline olan desteğinin her geçen gün azaldığı bir süreci yaşıyor.

Avrupa da, bu kırılmanın Putin iktidarını değiştireceği umudu ile enerji bağımlılığını giderecek sert tedbirler almaya devam ediyor.

“Putin artık gitmeli!” mavralarıyla politika yürütülüyor.

Savaş söylemleriyle ekonomi yürütmek barış dönemine göre daha kolay...

Çünkü toplumu basit bir şekilde belli bir noktaya kanalize edebilir, “Açlık mı, Özgürlük mü? noktasına çarçabuk getirebilirsiniz.

Türkiye bu oyuna hiç dâhil olmayarak Rusya ile ve Ukrayna ile de yakın ilişkiler kurabildi.

Ama ülkemiz için bu savaş denklemi Yunanistan ile kurulmaya çalışılıyor.

Ege’deki komşumuzun tacizlerine kapılmak her şeyi bir anda değiştirebilir.

Putin’in kaderi ile birleşecek bir yola pekala girilebilir.

Bu çok tehlikeli ve öngörülemez olur.

Türkiye’nin onurunu koruyarak ortaya koyduğu dış politikanın şu ana kadar bu denklemde ilerlediğini görüyorum.

TÜSİAD ve MÜSİAD’a yönelik ABD’den gelen tehdit mektuplarının Türkiye’nin Rusya yaptırımlarına eklenmesi de benzer bir süreç işletebilir.

Türkiye Modeli’nin ihracata ağırlık vermesi ve ana pazarın yüzde 60 oranında Avrupa olması böyle bir yaptırım kararıyla her şeyin altüst olmasına sebebiyet verebilir.

Avrupalılar, halkı savaşla domine edip hem pandeminin getirdiği ekonomik zorluğu hem de Rusya tehdidini aynı kefeye koyarak sorunu bir çırpıda çözmek istese de Avrupa halklarının uzun yıllar boyunca kınaksadığı refah düzeyine yönelen tehditlerin iktidarlar üzerinde daha fazla belirleyici olacağı bir kış geçireceğiz.

Zorlu geçen bu kışta kimin kazanacağını göreceğiz.



07.09.2022 tarihinde Milat Gazetesi'nde yayımlanan yazıya buradan ulaşabilirsiniz.






0 yorum: